BERLİN- Tevgera Jinên Ciwan ên Tekoşer (TekoJIN) Genç Kadın Komünü (Enternasyonalist Genç Kadınlar) ve Cenî olarak, Berlin-Kreuzberg’deki Regenbogencafé’de ortaklaşa bir örgü ve dikiş etkinliği düzenlendi. Etkinlik 40 kişilik grubun katılımıyla, kolektif bir alanda birlikte çalışmak ve tartışmak üzere bir araya geldi.
Buluşmanın merkezinde, özellikle kadınların siyasi bilgisi olarak tartışılan geleneksel el sanatları yer aldı. Kürt kültüründe bu bilgi yöresel motif ve renklerle el emeği yün çorapların örülmesinde, kumaş ve halı dokumalarında el işlemesiyle süslenen geleneksel kıyafetlerde kendini gösterdi.
Etkinlikte yapılan açıklamada;
“Bu el işleri sadece günlük yaşamın bir parçası değil; yüzyıllar boyunca, özellikle yasaklama, sürgün ve kültürel yıkım dönemlerinde birer öz-savunma, öz-örgütlenme ve tarih ile kimlik aktarımı aracı olmuştur. Motifler, renkler ve teknikler hafızanın, bağlılığın ve direnişin taşıyıcısı haline gelmiştir.”
Aynı zamanda Alman kültüründe de el sanatları kolektif ve siyasi bir rol oynadığını belirtiler.
Geçmişten Günümüze Sosyal ve Kolektif Üretim
Örgü, dikiş ve dokuma, özellikle 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başlarında kadınların ve işçi sınıfının yaşamının önemli bir parçasıydı. Terzihanelerde, kadın işçi gruplarında ve kadın dayanışma ağlarında, kıyafetler ve günlük eşyalar yoksulluğa, sömürüye ve sosyal güvence eksikliğine bir yanıt olarak birlikte üretilirdi. Bu mekanlar sadece çalışma alanları değil, aynı zamanda sohbetin, dayanışmanın ve kadınların siyasi bilinçlenmesinin geliştiği yerlerdi.
Etkinliğin devamında somut paralellikleri ortaya koyan genç kadınlar, kadın emeğinin, toplumun temellerini oluşturmasına rağmen nasıl sistematik olarak değersizleştirildiğini ve görünmez kılındığını tartıştı. Birlikte örgü örmek ve dikiş dikmek kadın emeğini metalaştıran, bireyselleştiren ve siyasetten arındıran ataerkil ve kapitalist yapılara karşı bilinçli bir eyleme dönüştürdüklerini ele aldılar.
Genç kadınların buluşması kolektif çalışmanın bağlar kurduğunu, kadınların güvenini ve gücünü artırdığını, örgütlenme alanları açtığını açıkça gösterdi. El sanatları dün olduğu gibi bugün de yaşayan bir hafıza, bir direniş ve özgün bir pratik niteliğindedir.



