HABER MERKEZİ – Kemal Söbe’nin kaleminden.
Reel Sosyalizm Sonrası Kürt Ulusal Hareketinde Yeniden Şekillenen Demokratik Topluma Dayalı Sosyalizm Paradigması
Sovyet sosyalizmin çözülüşü Kürt hareketinde ideolojik bir değişikliğe ya da savrulmaya yol açmadı. Sovyet sosyalist sistemin çözülüşü sosyalizmin nasıl uygulanması ne gibi araç gereçlerle yaşanılması gerektiğini yeniden sorgulattı. Sovyetlerde sosyal hizmet çöküşü Sosyalist ideolojiyi değil devleti sorgulattı masaya yatırdı. Çünkü Sovyetler’de geleneksel Ulus devlet zihniyeti ile sosyalizm inşa edilmeye çalışıldı. Bu da beklenmedik sonuçlara yol açtı. Çünkü Sosyalist rejimi koruması gerektiğini düşünen sosyalist devlet bir süre sonra ideolojik gelişmeyi bir kenara bırakıp kendi iktidarının devamının derdine düştü. Sovyet devlet kadrolarında sosyalizmin bir devlet rejimi değil halkın düzeni halkın doğal yaşam tarzı olduğu bilince çıkarılmadı, öğrenilmedi. Bundan dolayı sosyalizm bir devlet rejimi olarak görüldü devlet güçlendirilirse Sosyalist rejimin varlığı kanunlarla yasalarla güvenceye alınırsa bütün bunlar sosyalizmin varlığının güvenceye alınması olarak algılandı bu ise devlet ile halkı birbirinden uzaklaştırdı halkı kontrol edilmesi gereken kitleler olarak gördü.
Oysa ki toplum politikleştiği sürece sosyalizmin varlığı geleceği güvence altına alınır sosyalizm doğal bir yaşam tarzı olarak kökleştiği zaman kendi varlığını garantilemiş olur. Halk politikleşmediği sürece kendi kendisine yönetmeyi öğrenemediği sürece devletin güçlenmesi eninde sonunda toplum üzerinde bir iktidar kurulmasına yol açar ve nitekim öyle de oldu. İşte Kürt halk önderliği Sovyet sosyalizminin yıkılışından sonra sosyalizmin hangi araç gereçlerle nasıl yaşanılması gerektiğini, devleti derinlemesine analiz etti tahlil etti sosyalizmin gelişiminin ancak yerelden başlayarak toplumu örgütleyerek toplumun kendi kendini yönetmesini sağlayarak oluşabileceği gerçeğini ortaya çıkardı. İşte bu noktada ulusal sorunun çözümüne de yeni bir perspektifle yaklaşıldı. Ulusal sorunun kapitalist sermaye etiketli olan ve asıl amacı toplum üzerinde egemenlik kuran bir aygıtla olunamayacağı tespit edildi. Ulusal sorunun çözümü nasıl ki sermaye etiketli kapitalist bir devletle gerçekleşemeyecekse sosyalist gelişme durumu da hakeza bir egemenlik aracı olan devletle olmaz.
İşte Kürt ulusal hareketinde paradigmasal değişim bundan dolayı gerçekleşti kimileri ise bunu sosyalist çizgiden uzaklaşma olarak değerlendirirken bazı Kürtler de bunu ulusal sorunun çözümünden uzaklaşma Kürdistan’dan vazgeçilme olarak gördüler oysa her ikisi de yanlış birer tespittir. Kürt hareketinde gerçekleşen paradigmasal değişim 5000 yıllık sınıflı devletli sistemin dışına çıkan bir toplumsal gelişme çizgisidir. Kürt hareketine gelişen yeni paradigma ne dar anlamda yurtseverdir ne de yurtseverlikten ulusal değerlerden uzak enternasyonelliktir. Kürdistan’da gelişen yeni paradigma sınırları kaldıran ve enternasyonal bir özel sahip yurtseverliktir. Bu tabii geleneksel bir yurtseverlik olmanın da çok ötesine geçen evrensel bir nitelikte olan yurtseverliktir. Yani kendi yurdunu sevdiğin kadar dünya yurdunu da seviyorsun kendini sevdiğin kadar başka birini de seviyorsun. Demek ki Kürt hareketinde gelişen şey sosyalist ideolojinin masaya yatırılarak revize edilmesi değildir gerçek toplumsal bir gelişme ile yeni araç gereçlerle uygulanma ve yaşanılma durumudur.
Toplum üzerinde kontrolün olduğu yerel yönetimlerin zayıflatıldığı merkezin toplumun tepesinde durarak gelişen bir sistem adı sosyalizm olsa da yıkılmaktan kurtulamaz. Demek ki Sovyetler’de ulus devletçi ve egemenlikçi bir anlayışla hareket edildiği için sosyalizm gelişemedi kapital sistemin bir nevi bir kopyası gibi bir sistem gerçekliği yaşanıldı. Bazı çevreler Kürt hareketinin bu paradigmasal değişimini sosyalist ideolojiden uzaklaşma olarak yorumladılar, bazı biçimsel değişimleri o şekilde yorumladılar. Örneğin orak çekicin bayraktan çıkarılmasını sosyalist çizgiden uzaklaşma olarak değerlendirdiler. Oysa ki her Sosyalist ülkenin bayrağında orak çekici bayrak yoktu, olmadı. Sosyalizm böyle biçimsel sembollerle yaşanılacak bir sistem değildir. Halklar için önemli olan komünal ekonomi temelinde doğrudan öz yönetimdir.
Demokratik Ulus paradigması halkların kardeşliği için olmazsa olmazdır halkların kardeşliği ancak demokratik ulus paradigmasıyla yaşanılır hale gelir Çünkü demokratik ulus paradigması günümüz ulus devleti gibi halklar arasına sınır koymaz halkları birbirine düşmanlaştırmaz, halkları kendi emperyalist savaşlarına alet edip kullanmazlar milliyetçiliğin adı altında.
Bu açıdan kapitalist sistemdeki gibi milliyetçi bir zihniyetle ulusal sorunlar çözülmez. Ulusların ulus olarak Özgür olmaları kendi aralarında kurdukları demokratik ilişkiyle gerçekleşir. Demek ki bir ulus özgür olursa diğer ulus ta özgür olur, köleliği yaşayan bir ulus özgür olamaz, köleliği yaşatan bir ulus da özgür olamaz yani ezilen ulus ne kadar eziliyorsa ezan ulus ta aslında o kadar ediliyordur. Demek ki ezilmişliğin olduğu yerde kimse özgür olmaz. İşte demokratik Ulus paradigması ve Demokratik Toplum siyasetinin olduğu yerde herkes özgürdür Çünkü böyle bir yaşam tarzının olduğu yerde devlet yoktur toplumun tepesine çöreklenenlerden bir iktidar aygıtı elit seçkin bir sınırı yoktur özgürlük ancak bu koşullarda filizlenir halklar için bir değeri olur. İşte Kürt hareketinde gerçekleşen paradigmasal değişimi bu çerçevede ele almak gerekiyor, anlamak gerekiyor. Kürt özgürlük hareketini diğer birçok hareketten ayırt eden en önemli özelliği de budur devletli sınıflı sistemin dışına çıkmayı başarabilmesidir, devletli sınıflı sistemin dışına çıkmayla sosyalizme yeni bir ufuk kazandırmıştır.
Kemal Söbe


