HABER MERKEZİ – Özel dosya
HEGEMON GÜÇLERİN ORTADOĞU PLANLARI VE KÜRT HALKININ TARİHSEL DİRENİŞİ
Ortadoğu bir yüzyıldır paylaşım savaşlarının merkezinde tutulurken, hegemon güçler kriz ve kaosu kalıcılaştırarak halkların özgürlük mücadelesini bastırmayı hedefliyor. Kürt halkı ise bu denklemde hem hedef hem de direnişin öncüsü konumunda.
Dünya iki büyük paylaşım savaşına tanıklık etti. Milyonlarca insan yaşamını yitirdi. Ancak savaş Ortadoğu topraklarından hiçbir zaman eksik olmadı. Sykes-Picot ile çizilen yapay sınırlar, bölge halklarını ulus-devlet karanlığına hapsetti. Açlık, işgal, soykırım ve talan yüz yıldır kesintisiz sürdü.
Hegemon güçler bölgeyi paylaştı, yeniden paylaştı ve çıkarları doğrultusunda sürekli yeniden dizayn etti. Çünkü mevcut kapitalist sistem; hukukun değil güçlünün hukukunun, insan haklarının değil orman yasalarının geçerli olduğu bir düzende işlemektedir.
Büyük Ortadoğu Projesi ve İbrahim Anlaşmaları
Hegemon güçler yeni sürecin adını “Büyük Ortadoğu Projesi” koydu. Bu stratejinin diplomatik ayağı ise “İbrahim Anlaşmaları” oldu.
Yüz yıl önce bölgeyi kriz içinde tutmanın aracı katı ulus-devlet yapılanmalarıydı. Bugün ise aynı ulus-devletler, küresel sermayenin önünde engel haline geldiğinde tasfiye edilmekte ya da hegemon güce eklemlenerek işlevsizleştirilmektedir. Sınırlar harita üzerinde sabit kalsa da devletlerin niteliği ve toplumsal yapı dönüştürülmektedir.
İbrahim Anlaşmaları’nın iki temel hedefi bulunmaktadır:
1-İsrail’i bölgesel hegemon güç haline getirmek,
2-Çin’in Kuşak-Yol Projesi ve İran’ın bölgesel jeopolitik hattını dengelemek.
Bu anlaşmalar “normalleşme” olarak sunulsa da özünde bölge halklarını yeni çatışma zeminlerine sürükleyen bir yeniden dizayn planıdır. Suudi Arabistan, Katar ve Mısır gibi rejimler bu projede küresel güçlere eklemlenerek kendi halklarının çıkarlarını tasfiye etmektedir.
Kürt Sorunu: Bölgesel Değil Uluslararası Bir Sorun
Ortadoğu’daki mezhepsel çatışmalar; İran-Irak hattında Şii, Türkiye ve Suriye’de Sünni eksen üzerinden sürekli canlı tutulmuştur. Ancak İsrail ve küresel hegemon güçler açısından dört ulus-devleti sürekli gerilim içinde tutan temel mesele Kürt Sorunu’dur.
Bu nedenle Kürt Sorunu yalnızca bir “ulus sorunu” değil, doğrudan uluslararası bir sorundur.
Kürdistan’ın jeostratejik konumu; zengin su ve enerji kaynakları, tarihsel rolü ve dört devlet arasında parçalanmış yapısıyla bölgesel dengelerin merkezindedir. Kürt halkı yüzyıldır bastırılmış, kullanılmış ve statüsüz bırakılmıştır. Ne tam anlamıyla yaşamasına izin verilmiş ne de yok edilmiştir.
15 Şubat Komplosu ve Süregelen Tasfiye Politikası
Kürt halkının yarım asrı aşan özgürlük mücadelesi on binlerce şehit verdi. 15 Şubat Uluslararası Komplosu ile Önder Apo’nun esir alınması, halkın öncülüğünü tasfiye etmeyi hedefleyen tarihsel bir Gladyo operasyonuydu.
İmralı’daki mutlak tecrit, yalnızca bir kişiye yönelik değil; halkların örgütlü özgürlük mücadelesine yöneliktir. Çünkü Önder Apo’nun geliştirdiği paradigma, küresel hegemonik sisteme karşı ideolojik bir alternatif sunmaktadır.
6 Ocak’ta başlatılan saldırılar da bu komplonun yeni halkasıdır. Saldırılar yalnızca askeri değil, ideolojik ve toplumsal tasfiye amacını taşımaktadır.
Rojava: Demokratik Ulus Paradigmasının Yaşam Bulduğu Alan
Rojava’da inşa edilen model; devletçi, mezhepçi ve milliyetçi sistemin karşısında demokratik ulus paradigmasının pratikleşmiş halidir. Kadın özgürlüğünü merkeze alan, halkların ortak yaşamını esas alan bu model, hegemon güçlerin bölgesel planlarına ters düşmektedir.
Rojava’ya yönelik saldırılar yalnızca Kürt halkına değil; dünya halklarının özgürlük ve sosyalizm umuduna yöneliktir. Siyasal İslamcı örgütlerin sahaya sürülmesi, bölgenin bir yüzyıl daha savaş ve mezhep çatışmaları içinde tutulma planının parçasıdır.
Ancak tarih göstermiştir ki hegemon güçler her zaman kazanmaz. Haklı bir ideoloji ve örgütlü halk mücadelesi, en güçlü planları dahi boşa çıkarabilir.
Rojava Devrimi bunun somut örneğidir.
Üçüncü Yol: Halkların Stratejik İttifakı

