HABER MERKEZİ – Avesta Roj’un kaleminden
Direniyorsam O Halde Varım
Tarihte birçok filozof ve fikir insanı varlığı tanımlamak adına sayısız yoğunlaşmalar içerisinde girmiştir. Her düşünür kendi fikir dünyasına dayanarak varlığı tanımlamaya çalışmış ve bu noktada belirli aforizmalarla kendi tanımlarının toplamını oluşturmaya çalışmıştır. Descartes’in ‘’ düşünüyorum o halde varım’’ından, Gide’nin ‘’ hissediyorsam o halde varım’’ ya da Albert Camus’un ‘’ başkaldırıyorum o halde varım’’ aforizmalarına kadar birçok benzer akıl tanımlamalar yapmıştır. Kuşkusuz her tanımlama varlık gerçeğini bir noktada haklılıklarıyla ortaya koymuş ve varlığı anlamlandırmaya çalışmışlardır. Bütünlüklü bir felsefi paradigma ile ele alındığında varlık açısından inkar edilemeyecek bu tanımlar yaşamsal gerçekliklerde de anlamını bulmuştur. Kuşkusuz varlık-yokluk savaşı yaşadığımız böylesi bir dönemde en çok da üzerinde durmamız gereken temel konu kürt varlığının nasıl kalıcılaşması konusudur.
İşte bu nedenle yazımın başlığını ‘’direniyorsam o halde varım yapmak istedim’’. Çünkü toplumsal hakikatler kendi öz gerçekliklerine dayanarak anlam kazanırlar. Bu ister birey açısından olsun, ister bir örgüt açısından, isterse de bir toplum açısından. Manevi çekirdeğine dayanmadan yaşamaya çalışmak kuşkusuz belli bir süreçten sonra varlığın anlamını yitirmesini ortaya koyar. Nedir o halde bu manevi çekirdek? Herşeyden evvel toplumsal hafızamızdır. Tarih içerisindeki yerimiz, rolümüz, ne yaptığımız, neleri gerçekleştirdiğimiz vs vs. sorular çoğaltılabilinir. Ama esas olan bunları bilmenin hepsinin ne yapacağımız gerçeğini bilincimizde uyandırmasıdır. Çünkü hepimiz biliyoruz ki kürt halkının üzerinde uygulanan bunca yıkım, soykırım, asimilasyonist ve inkarcı saldırıların hepsinin temelinde tek bir şey yatıyordu; kürt toplumunu hafızasızlaştırmak ve onu tarihsel köklerinden kopararak köksüz bireyler topluluğu yaratmak. Oysa ki her varlık kökleri üzerinden kendisini gerçekleştirir. Dolayısıyla toplumsal varlık olarak biz kürtlerin kökleri de tüm tarihsel gerçeğimiz ve hep onur duyduğumuz kimliğimizdir. Köklerimizi hakikatten koparmaya çalışan ne kadar kürt düşmanı unsur var olsa da bunu başaramamışlardır. Çünkü varlık kendisini ne kadar hakikate dayandırırsa hakikat dışılığa karşı da o kadar etkilidir. Hakikat herşeyden evvel haksızlığa karşı durmak değil midir? Nitekim tarihimiz haksızlığa karşı direnen sayısız hakikatler ile doludur. İşte bizlerin bu kadar hakka sevdalı olması da bundan ötürüdür. Çünkü biz halk olarak hakikat dışılığın dayattığı onursuzluğa karşı her zaman onur koruma savaşını yürütmüş ve bu noktada sayısız bedeller vermişizdir. İşte bu yüzden kimse bizleri köklerimizden koparamamaktadır. Çünkü bizim köklerimiz uğruna kendisini feda etmiş kahramanlıklar ve canlarla doludur. Unutmak bize ihanet, köklerimize karşı yaşayacağımız en büyük onursuzluktur! Ve bunu kabul etmiyor oluşumuz köklerimize olan derin sadakatimizden gelmektedir.
1. dünya savaşından sonra ortadoğuda çizilen sınrıların en büyük acısını halk olarak biz kürtler yaşadık. Ülkemiz paramparça edildi. Toplumumuz paramparça edildi. Ailelerimiz paramparça edildi. Bireyler olarak bizler ruhta, duyguda ve düşüncede paramparça edildik. Koşulları nasıl olursa olsun, herkese yaşayacağı bir ülke reva görülürken, biz kürtlerin payına düşen şey sadece hiçlik olmuştu. Kuşkusuz bu durumu bir sitem olarak dile getirme gibi bir durumumuz söz konusu değildir. Nitekim bunu çok iyi biliyoruz ki; kürtlere hiçlik reva görülürken, kürtlerin içerisinde sürekli olarak varlık için ısrar edip direnenlerde olmuştur. Eksiklikleri ve hataları ne kadar değerlendirilse de, özünde kürt varlığını kalıcılaştırma arzusu taşıyan çıkışlardır bunlar. Dolayısıyla kürtler kendi varlıklarını birilerine dayanarak değil, hep kendi direngenliği ile, kendi özgücü ile var kılmaya çalışmışlardır.
Önder APO ve özgürlük hareketinin de çıkışı böyledir. Özgür kürt varlığını kalıcı hale getirmek ve bir varlık olarak özgür kürt hakikatini açığa çıkarmak… bu noktada 50 yıldır süren amansız bir mücadele ve direniş hattı oluşmuştur. Mazlum Doğan arkadaşın ‘’direnmek yaşamaktır’’ sözü özgür kürt varlığının temel inancı haline gelmiştir. Kürtler bu noktada sayısız kahramanlık ve sayısız direnişler gerçekleştirmiştir. Nitekim hareket öylesine bir etki yaratmıştır ki; askeri hareket gerçeğini aşarak toplumsal bir hareket haline gelmiştir. Nitekim halkımızın hep dile getirdiği ‘’ PKK halktır’’ sözü bu hakikatin toplumsal yaşamdaki dile geliş ifadesidir.
Kürtlerin artık varlık olarak inkar edilemediği bir dönemden geçmekteyiz. Ama ne yazık ki hala da özgür kürt gerçeğini göremeyen bir realite halkımıza karşı komplolarla varlık gerçeğimizi inkar etmeye çalışmakta ve bu yüzyılı da kürtsüz bir yüzyıl olarak devam ettirmeye çabalamaktadır. Başta egemen komplocu güçler olmak üzere, kendisini inkara dayandıran tüm güçlerin yaşadığı en büyük gaflet de kürt gerçeğindeki değişkenliği görmemiş olmalarıdır. Hala kürt gerçeğini 100 yıl önceki kürt gerçeği gibi ele almaya çalışan inkar politikalarına yönelik cevabı, direnişçi halkımız vermiştir. Bugün dünyanın her tarafında halkımızın tek vücut halinde meydanlarda olması özgür kürt gerçeğindeki ısrarın sonucudur. Bu durum bizlerde dahil olmak üzere birçok kişinin tabusunu paramparça etmiştir. İşte kürtlerin özgürlüğe olan inancı bir hakikat derecesinde gözler önündedir. Hakikatin karakterinde vardır kendini görünür kılma isteği. Ve o karakter bugün halkımızın bir bütün olarak meydanlara inmesi ile kendisini birkez daha göstermiştir.
Rojava’ya dair birçok şey dile getirilebilinir. Ülkemizin özgürlüğü doğrultusunda hem bize hemde dünyaya yarattığı umut ışığı, özgür kürt hakikatinin ilk defa kendisini bedenleştirme ve inşa etme ifadesi, kadınların toplumsal yaşamdaki öncülüğü olarak kadın özgürlüğünün temsili ve daha birçok şey sıralanabilir. Bunlar zaten hepimizce bilinen şeylerdir. Ancak hepsinin toplamı olan bir gerçeklik vardır ki; ROJAVA KÜRTLERİN ONURUDUR. Bugün rojavanın inkar edilmesi kürtlerin onurunun inkar edilmesidir. Rojava şahsında kürtler onursuz bırakılmaya çalışılmakta, kürtlere teslimiyet dayatılmaktadır. Başta faşist türk devleti olmak üzere herkes de kürtlerin teslim olmayacağını bilmektedir. Nitekim kürtler herkesin teslimiyeti kabul ettiği yerde teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür şiarıyla başkaldırıyı ve direnişi kendisine ibadet haline getirmiş bir toplumdur. Bu noktada demek ki biz hafızamızı korudukça, karşımızdaki güçler hafıza kaybı yaşamaktadır. Haliyle hafızayı tazelemek bu noktada yine biz kürtlere düşmektedir. Bu noktada rojava şahsında yaşanan birlik kuşkusuz topyekün direniş gerçeğini birkez daha açığa çıkarmıştır. Haliyle bu direniş karşımızdaki tüm güçleri şoke etmiş, adeta düz duvara toslarcasına bir etki yaratmıştır. Nasıl ki rojavanın inkarı kürt karşıtı tüm güçleri bir araya getirmişse, bu inkarın yansıması dünyadaki tüm halkımızı da bir araya getirmiştir.
Önder APO her görüşmede halkımız en iyisini ve en doğrusunu bilir demiştir. Bu son tutum halkımızın sadece bilme durumunu değil, eyleme geçme durumunu da bizlere göstermiştir. Halkımızın duruşu bizlere perspektif, dile getirdikleri her slogan bizlere yol haritası olmaktadır. Varlığın yolunun direnmekten geçtiği gerçeğini yedisinden yetmişine her insanın tutumundan rahatlıkla görebilmekteyiz. İşte bu tutumu bir toplumsal stratejiye dönüştürmek, bunu özgür kürt gerçekliğinin politikasına, sanatına, kültürüne, diline ve tüm toplumsal argümanlarına uyarlamak biz öncülerin boyun borcudur. Haliyle öncüler olarak yoğunlaşmak ve bu gerçekliği toplumsal bir hakikate dönüştürmek en çok da biz gençlerin işidir. Mesele sadece salt eylem odaklı bakmak değildir. Nitekim her düşünceyi bir eyleme dönüştürmek ve her eylemden yeni bir düşünce çıkarmak tarzı Önder APO’nun tarzıdır. Dolayısıyla bu tarz ile çalışmak, örgütlenmek ve eyleme geçmek 21. yüzyılı özgür kürt yüzyılı haline getirir. Aksi haldeki tüm yaklaşımlar bizi sadece dönemsel rüzgarların peşinden sürükler ve yeni bir yaratıma götürmez.
Kürt birliğinin toplumsal alanda gerçekleşmiş olması bizler açısından büyük bir kazanımdır. Ancak ne olursa olsun düşman gerçekliğini hiçbir zaman ıskalamamak gerekir. Bunu hiçbir zaman unutmayalım. Kürt düşmanları kürtlerin asla birlik olmasını istemediği gibi bu birliği parçalamak içinde sayısız çaba sarf etmiştir. Örneğin şeyh said daha amede varmadan düşman öylesine bir özel savaş uygulamıştı ki; şeyh saide yönelik manipülasyonlar ile halkımızın zihnini bulandırmıştı. Aynı durumu erzincanda seyid rıza için gerçekleştirmişti. Bugünde aynı özel savaş uygulanmaktadır. Özellikle düşman eliyle yapılan bu manipülatif saldırılar en çok da Önder APO’yu hedef alarak gerçekleştirilmektedir. Bunun toplumsal yaşamda bir karşılığı olmayacaktır. Çünkü insanlar eylemleri ile vardır. Eylemleri ile görünürdür. Önder APO 50 yıllık eylemi ile halkımızın güvenini kazanmıştır. Ancak ne olursa olsun Önderlik gerçeğinin bilincini tüm toplumumuza yaymak kendisini öncü olarak gören herkesin görevidir. Bu görevi yerine getirmemek gaflet ve çağın sorumluluklarından kaçmak demektir. Çünkü toplumlar Önderleri ile vardır. Toplumların politik, kültürel, askeri ve her yönlü yaratımlarına yön veren gerçeklik Önderlik gerçeğidir. Bunun diğer toplumlarda nasıl ki etkisi varsa, kürt toplumunda da etkisi vardır. Toplumsal önderleri muğlaklaştırmak aslında toplumu stratejisiz ve taktiksiz bırakmaktır. Türk devleti her zaman kürt aklının olmasına karşıdır. Özel savaşı da en çok kürt aklını taşıyan Önderliğe ve toplumsal kürt aklına yönelik kullanarak toplumda muğlaklık yaratmaya çalışır. Haliyle APOcu olmanın gereği, halkla olmak, toplumla olmaktır. ‘’olmak’’ kavramının felsefi ifadesi nasıl ki ‘’varlık’’ ise bizimde varlık olmamız sürekli toplumsallaşmamız ve toplumsal görevlerimizi yerine getirmemiz ile mümkündür.
Rojava direnişi kuşkusuz bugünde geçmişinin hafızası üzerinden büyüyecektir. Halkımız ilk kobani direnişinde seferber olduğunda dönemin en önemli şiarı ‘’ kobani stalingradlaşıyor!’’ idi. Ama bu direniş gerçeği kendisini o kadar büyüttü ki; tıpkı şehit mehmet hayri durmuş’un ‘’kürdistan vietnamlaşıyor!’’ sözü gibi derin bir anlam kazanmıştır. Dünyanın her yerinde halkımız tıpkı rojava ruhuyla meydanlara çıkmış kürdistan direnişinin inancı ve iradesiyle tüm varlığını bu sürece adamıştır. Eğer bir yerde kazanım olarak ele alınacak bir realite varsa, herşeyden evvel bu halkın bükülmez iradesidir. Geri kalan herşey bu çelikten iradenin varlığıyla inşa edilecektir. Kürdistan devrimi bu bilinç ile büyüyecek ve kalıcı bir hakikat olarak özgür halk gerçeğini inşa edecektir…


