HABER MERKEZİ- Avesta Roj’un Kaleminden
15 ŞUBATIN KARANLIK YÜZÜ : ÖNDER APO’YA VE KÜRTLERE KOMPLO
*İleri gelenler karanlıkta anlaştıklarında,
ihanet bile kutsal görünür… ( Matta 27 – 1. Ayet )
Tarihi doğru tanımlamak sadece olayları anlatmak ile sınırlı değildir. Nitekim tarih sadece olaylardan ibaret değildir. Her görünenin ardında derin bir görünmeyen vardır. Tarih bilinci bizlere bu görünmeyeni görünür kıldığı gibi, tarihten doğru sonuçlar elde etmeninde zeminini sunmaktadır. Sonuç sadece geçmişe bakmakla elde edilecek bir olay değildir. Bugün yaşananın ve yarın yaşanacak olanın anahtarını elimizde tutmayı bilmediğimiz takdirde bilinmez kapıların ardında kalacak ve tarih denilen gerçekliğin en sıradan taşıyıcılığını yaşamış olacağız. Neticede tarih insanın en derin hafızasıdır. Bilinçtir. Geçmişten elde edilen teorik birikimi bilince dönüştürerek bugüne ve yarına perspektif hazırlamaktır. Geçmiş bitip giden değil, aynı zamanda bugünde yaşanandır.
Komplo gerçeği tarihin birçok seyrinde açığa çıkmıştır. Özellikle egemenlerin tarihinin en sinsi gerçekliğinden biri de komplo gerçeğidir. Komplo bir araya gelerek birşeyleri gizli ve saklı bir şekilde hayata geçirmek demektir. Egemenlerin biraradalığına dayalı bir realite olarak daima özgürlük isteyen bireylere ve toplumlara karşı kullanılmış bir silahtır. Öyle bir silahtır ki; sinsiliğin ve yalanın, yanlışın ve entrikaların, her türlü kuralsızlığın yaşandığı ve etik olan herşeyin ayaklar altına alındığı bir gerçeklikten beslenen bir silahtır. İktidar bir komplo kurumudur. Ve elinde bulundurduğu bu silah tarih boyunca iktidar karşıtı güçlere karşı kullanılmış bir argüman olarak bugüne kadar gelmiştir.
Halk olarak kendi tarihimize baktığımızda belki de en acı duyduğumuz şey bize karşı hayata geçirilen komplolardır. Ne zaman bir özgürlük istemine dayalı başkaldırı olsa, binbir türlü komplolar ile boşa çıkarılmış ve sonucu bizlere karşı büyük yıkım ve katliamlar doğurmuştur. Bedirhanilerden, babanzadelere, şeyh ubeydullah isyanından, koçgiriye ve şeyh sait’ten seyid Rıza’ya kadar giden her isyan süreci bir komplo ile bastırılmış ve yaşatılan tüm acılar ile halkımızın direniş iradesi kırdırılmaya çalışılmıştır. Ama yine de her zaman diliminden sonra özgürlük bilincini taşıyanlar, daima özgür kürt varlığı için mücadeleye girişmekten çekinmemiştir.
Önder Apo gerçeği toplumsal hafızanın bir bilinç patlaması olarak ön plana çıkmıştır. Çocukluk sürecinden gençlik yıllarına kadar yaşadığı her sorgulama, bir bilincin toplamı olarak kürtlerin varlık olma arayışının bir öncülük adımı olmuştur. İlk örgütlenmeden ilk partileşmeye, ordulaşmadan paradigmasal inşaya kadar ulaşan her nokta esas itibariyle kürt varlığının özgür bir şekilde gerçekleşmesi için ortaya konan çabanın sonucudur. Bu durum tüm detayları ile yazılsada yine de hakikati tüm yönleriyle ortaya koyamayacaktır. Çünkü önderlik gerçeği yazılan olmamıştır hiçbir zaman, yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak olan bir gerçeklik olarak yaşayan hakikatin kendisi olma özelliğine sahiptir.
Önderler hiçbir zaman sadece isim değildirler. Toplumlar dik durmasını sağlayan bir omurgadırlar. Toplumun canlı ve yaşayan hafızasıdırlar. Onlar toplum açısından bir pusula gibidir. Sürekli karanlıkta yön gösteren durumdadırlar. Önderler olmadan toplumlar daima yarım kalan bir gerçekliği yaşarlar. Çünkü mücadele önderlerin yol göstericiliği ile tamamlanır. Eğer önderlik gerçeği bir toplum açısından yok olursa, temelde o toplum açısından tarih susturularak muğlaklaştırılır ve kimlik yavaştan silinmeye başlar. Nitekim kürt halkının tarihsiz ve hafızasız bırakılmaya çalışılması hep bundan dolayıdır. Ancak bu acı durumu değiştiren tek isim Önder apo olmuştur. Kürt varlığını büyütme ve kürt varlığının bilincini oluşturma ve kürt varlığı için tüm yaşamını mücadele ile geçirmesi, Önder Apo’yu toplumsal bir önder haline getirdiği gibi, onu özgür kürt varlığının ve kimliğinin de temel taşıyıcısı ve sembolü haline dönüştürmüştür. İşte bu nedenle kürt halkında söz konusu Önder Apo olduğu zaman derin bir inanç, güçlü bir bağlılık ve kendini hesapsızca adamışlık görürüz. Bunun tek bir sebebi vardır. Çünkü kürt halkı varlığını Önder Apo’da görmüş ve Önder Apo ile kurduğu bağla özünde özgürlükle ve kendi varlığıyla güçlü bir ilişki kurmuştur.
Özgür kürt varlığı daime egemenlerin kirli hesaplarının kurbanı edilmeye çalışılmıştır. 1. dünya savaşından sonra belirlenen sınırlar en çok biz kürtlerin varlığını parçalamayı hedeflemiştir. Kurulan masalarda kürt önderlere asla yer verilmemiştir. Varlığı daima tehdit olarak görülmüştür. Bir yerde yaşanan bir uyanış varsa bile ya görmezden gelinmiş, ya da hep gizli bırakılmıştır. Kısacası ‘’öldürme ama yaralı bırak’’ siyaseti daima biz kürtlere karşı uygulanan bir siyaset olarak tarihin birçok sahnesinde açığa çıkmıştır. Ancak egemenlerin bu hesaplarını bozan Önder Apo olmuştur. Kürt halkı Önder Apo’dan sonra kendisinde açılan yaraları tedavi etmeye başlamıştır. 4 parça kürdistanda kürt varlığı direngen bir hakikat olarak ön plana çıkmıştır. ‘’ Hayali Kürdistan Burada Meftundur’’ diyen sömürgeci güçlere karşı, dağların ve şehirlerin her yerinde yankılanan ‘’ Özgür Kürdistan ‘’ şiarı Önderlik gerçeğimizin yarattığı mücadele değerlerinin sonucudur. Kuşkusuz bu durum kürtler açısından bir uyanış olduğu gibi, egemen güçler açısından da bir korkunun doğuşudur. Çünkü uyanış ses yükseltmektir! Uyanış sessizliğin bir karanlık gibi çöktüğü koşullarda bağırmaktır! Önderlerin uyanışı daima toplumların uyanışını doğurmuştur. Önderlerin sesi toplumların sesi olmuştur. Çünkü önderler toplumlar içilen kurulan zincirleri parçalamıştır. Ve bu zincirlerin parçalanması en çok da egemenleri ve iktidarları korkutmuştur.
3. dünya savaşının özellikle ortadoğu coğrafyasında yaşanması en çok da kürdistanı stratejik bir konuma sokmuştur. Burada tüm hesaplar kürdistan üzerinde yapılmış, sistemin ortadoğuya müdahalesi kürtlerin coğrafyası üzerinde olmuştur. Kapitalist modernite sistemi daima kölelik düzeni doğurur. Modernite her ne kadar ‘’insan hakları’’, ‘’özgürlük’’ ve ‘’demokrasi’’ şiarlarıyla yola çıksa da, sonucunda daima yıkım yaratan savaşlar ve kaotik düzenler yaratır.
Böylesi dönemlerde kapitalist modernite sistemi açısından en büyük tehdit özgür bilinci savunan kesimlerdir. Çünkü bu kesimlerin varlığı kapitalist modernite sisteminin oyununu bozan bir özellik taşımaktadır. Her savaş ilk borazanın üflenmesi ile başlar. Nasıl ki 1. dünya savaşı borazanının avusturya-macaristan veliaht prensinin öldürülmesi ile üflendiyse ya da 2. dünya savaşının Polonyan’ın işgali ile borazanı üflendiyse aynı durum 3. dünya savaşı içinde geçerlidir. Önder Apo’ ya yönelik geliştirilen uluslararası komplo aslında 3. dünya savaşının ilk duyulan enstrümanıdır. Bu enstrümanın amacı bölgede yaşanacak dizayn savaşında özgür seslerin duyulmamasını ve sessiz bırakılmasını hedeflemiştir. İşte 15 şubat 1999’ da Önder Apo’ya yönelik geliştirilen uluslararası komplo böylesi bir ihanetin sesi olarak tarih sayfalarında kirli ve sinsi bir durum olarak yerini almıştır.
Yaşanan sürecin genel atmosferi ortaya koyulduğunda komplonun hangi gerekçeler ile gerçekleştirildiği de görünecektir. Büyük ortadoğu projesinin özellikle hayata geçirildiği bir dönemde Önder Apo’ya yönelik geliştirilen soykırımın tek bir amacı vardı. O da özgür kürt varlığının varolan hesapları ve oyunları bozma durumuydu. Bu nedenle Önder Apo kapitalist modernite açısından en büyük tehdit olarak algılanıyordu. Çünkü özgür Kürt varlığı Önderlik gerçeği ve çizgisi ile yaşam bulabilirdi. Dolayısıyla onu etkisiz kılmak kapitalist modernite sisteminin en birinci hedefiydi. Bu yüzden tüm dünyada Önder Apo söz konusu olduğunda ‘’non person grata’’ ( istenmeyen adam ) ilan edildi. Nato gladyosunun nasıl bir organizasyon çerçevesinde çalıştığı o dönemin atmosferinde bile görünüyordu. Ancak zamanın aynı zamanda hakikati ortaya çıkarma gibi bir özelliğide vardır. Nitekim aradan geçen onca süreç bu durumun sadece bizler nezdinde ortaya konan bir komplo teorisi olmadığını, dönemin şahitleri ve muhataplarının itirafları ile açığa çıkmıştır.
Devam Edecek…


