Enter your email Address

Perşembe, Şubat 12, 2026
  • Kurmancî
  • Türkçe
[email protected]
Nûçe Ciwan
  • Anasayfa
  • Haberler
    • Kurdistan
      • Bakur
      • Başûr
      • Rojhilat
      • Rojava
    • Ortadoğu
    • Avrupa
    • Dünya Çapında
  • Derinlik
    • Analiz
    • Röportajlar
    • Açıklamalar
    • Dergiler
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Kürdistan Gençliği
    • Öğrenci
    • Avrupa
    • Enternasyonal
    • Eylemler
    • Kültür Sanat ve Spor
    • Werin Cenga Azadiyê
  • Önemli Başlıklar
    • Önder Apo
    • Şehitler Anısına
    • Devrimci Halk Savaşı
    • Kimyasal silahlar
  • Özel
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Nûçe Ciwan
  • Anasayfa
  • Haberler
    • Kurdistan
      • Bakur
      • Başûr
      • Rojhilat
      • Rojava
    • Ortadoğu
    • Avrupa
    • Dünya Çapında
  • Derinlik
    • Analiz
    • Röportajlar
    • Açıklamalar
    • Dergiler
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Kürdistan Gençliği
    • Öğrenci
    • Avrupa
    • Enternasyonal
    • Eylemler
    • Kültür Sanat ve Spor
    • Werin Cenga Azadiyê
  • Önemli Başlıklar
    • Önder Apo
    • Şehitler Anısına
    • Devrimci Halk Savaşı
    • Kimyasal silahlar
  • Özel
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Nûçe Ciwan
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Anasayfa Haberler

Kalkan: Rojava Direnişi Bir Kez Daha Tüm Dünyayı Etkiledi

12/02/2026 - 9:02
içinde Haberler, Kurdistan, Manşet, Önemli Başlıklar, Ortadoğu, Röportajlar, Toplumsal, Tüm Haberler, Video
Reading Time: 44 mins read
A A
Kalkan: Rojava Direnişi Bir Kez Daha Tüm Dünyayı Etkiledi
PaylaşTweetle

BEHDÎNAN –

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi üyesi Duran Kalkan, Önder Apo’ya yönelik gerçekleşen 15 Şubat Uluslararası Komplo’nun 27. Yıldönümü, İmralı işkence sistemini ve Rojava ile Suriye’de yaşanan gelişmeleri Medya Haber Tv’ye değerlendirdi.

15 Şubat 1999 yılında Uluslararası Komplo sonucu esir alınan Önder Apo’nun 27 yıldır İmralı’da büyük bir direniş sergilediğini vurgulayan Kalkan, Önder Apo’nun tecrit koşullarında bütün dünyada, dışarıda milyarlarca insanın yaşayıp da düşünemediği bir ortamda herkese ışık tuttuğunu ifade etti. Dünyanın dört bir yanında insanların Önder Apo’nun sesini daha çok duymak, düşüncelerini daha derinden öğrenmek istediğine değinen Kalkan, bunun sebebini ise Önder Apo’nun herkesin özgürlük ihtiyacına cevap vermesine bağladı.

Önder Apo’nun 27 Şubat 2025 yılında Demokratik Toplum ve Barış çağrısıyla başlattığı sürecin hâlâ devam ettiğini söyleyen Kalkan, Kürt soykırımından rant elde eden çevrelerin süreci sabote etme ihtimaline dikkat çekti. Sürecin başlamasının ardından yaşanan gelişmelerin olumlu ama yetersiz olduğunun altını çizen Kalkan, özellikle Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü sağlanmadan sürecin ilerleyip sonuca gitmesinin mümkün olmadığını ifade etti.

6 Ocak günü Rojava’ya yönelik başlayan saldırılara da değinen Kalkan, özellikle Halep’in Şêxmaqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde halka karşı gerçekleştirilen vahşi saldırıların önlenememesinin herkes için vicdan azabı olması gerektiğini belirtti. Rojava’ya dönük saldırıların ardından Kürt halkı ve dostlarının dünyanın her yerinden Rojava’ya destek verdiğini hatırlatan Kalkan, “Kürt halkı tutumunu ortaya koydu, büyük bir devrim yaşıyor. Bu devam edecek. Süreç gereği de böyle. Bunu doğru anlamak lazım. Bunun için de daha çok örgütlenme ve daha çok mücadele gerekli. Daha çok cesaret ve fedakârlık gerekli.

Güç silahta, parada değil. Gerillanın gücü de silahından gelmiyordu. Onun bilincinden, cesaretinden, fedakârlığından, toplumsallığından, ortaklaşmasından, ideolojik duruşundan, yaşamından geliyordu. Güç buradadır. Yanlış yerde güç aramamak lazım. Bu iktidarcı, çıkarcı, maddiyatçı yaklaşımlardan uzak durmak gerekli. Onları ne kadar geliştirsen de bir gün aynı hızda geri düşersin” diye konuştu.

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi üyesi Duran Kalkan’ın Medya Haber Tv’de yayınlanan değerlendirmeleri şöyle:

27 yıllık bir sistem, İmralı sisteminden bahsediyoruz, dile kolay. Ve 27 yıllık bir direniş var tabii ortada ve bunun getirdiği bir süreç var. Herkes bu konuyu tartışıyor aslında, İmralı’daki durum nedir? Siz bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Ben öncelikle tarihi İmralı direnişini ve Rêber Apo’yu saygıyla selamlıyorum. Gerçekten de 27. yıl dönümünde İmralı sistemini değerlendirmek, doğru değerlendirmek ve anlamak gerekiyordu. Aslında her anını doğru anlamak gerekiyordu. Ama 27 yıl nasıl böyle bir sistem oldu ve bu sistemde nasıl bir direniş sürdü, onu bilmemiz lazım. Şu biliniyor, İmralı sistemi bir tecrit, işkence ve soykırım sistemi. 27 yıldır Kürt varlığı ve özgürlüğü İmralı’da boğulmak isteniyor. Rêber Apo şahsında tarihe gömülmek isteniyor. Sistem bu temelde oluşturuldu. Rêber Apo, Kürt varlığının ve özgürlüğünün temsilcisi olduğu için, özgür Kürt iradesini temsil ettiği için 27 yıldır İmralı işkence ve tecrit sisteminde tutuluyor. Bunlar çok önemli belirlemeler, tespitler. Böyle söyleyip geçmemek, doğru anlamak da gerekli. Yoksa başka herhangi bir nedenle değil. Bunu geçen 27 yıl içerisinde herkes gördü, anladı. Daha da iyi bilince çıkardı.

Şimdi 27 yıldır böyle bir işkence, tecrit ve soykırım sisteminde nasıl yaşandı, bunun her anı nasıl geçti, nasıl bu sistemin baskısına, zorlayıcılığına dayanıldı, bunu iyi anlamamız lazım. Ortada normal bir yaşam, hatta başka yerlerde var olan normal bir tutukluluk durumu yok. Bir işkence, tecrit ve soykırım sistemi var. 24 saatin her anında psikolojik savaş baskısı başta olmak üzere her türlü baskı, her şeyden yalıtılmış, izole edilmiş, tecrit edilmiş bir kişi üzerinde sürdürülüyor. Ve bu aslında neyi amaçlıyor? Düşünemez hale getirmeyi, bilincini yok etmeyi hedefliyor. Yoksa evet, diğer tutuklanmalar insan ilişkilerini kesmeyi hedefliyor. Ama İmralı sistemi sadece toplumla başkalarıyla ilişkileri kesmeyi değil, örgütlüyse örgütle ilişkileri kesmeyi değil. Tam tersine ruh, bilinç, duygu olarak aslında kişiliği yok etmeyi hedefliyor. Böyle bir ortamda nasıl duruldu, yaşandı, Önder Apo savunmalarda İmralı yaşamına dair önemli değerlendirmeler yaptı.

Herkes tekrar tekrar incelemeli, anlamaya çalışmalı. Ucuz konuşmamalı hiç kimse. İmralı sistemi üzerine, İmralı’daki yaşam üzerine, İmralı direnişi üzerine, Önder Apo gerçeği üzerine ucuz konuşmaktan herkes vazgeçmeli. En tehlikelisi bu ucuz lafçılıktır. Boş bir anlam ifade etmiyor ama derler ya, sinek küçük ama mide bulandırıyor. O düzeyde olumsuz etki yapıyor. Bu gerçeği, bu hakikati herkes iyi görmeli. Şimdi Önder Apo 27 yıl böyle bir sistem içerisinde sadece yaşamadı. Her gün kendini yenileyerek, yeni üretimler yaparak, tarihin en güçlü zihniyet devrimini gerçekleştirerek yaşadı. Paradigma değişimini gerçekleştirdi. Ezilenlerin özgürlük, eşitlik mücadelesinde başarıyı getirecek doğru teori, programı, strateji, mücadele tarzını ortaya koyacak bir yeni paradigmaydı. Düşünce sistemini geliştirdi. Önder Apo’yu İmralı’ya koyanlar hiçbir şeyi düşünemez hale getirmeyi amaçlarken Önder Apo bütün dünyada, dışarıda milyarlarca insanın yaşayıp da düşünemediği ortamda düşündü. Ortaya çıkardı ve herkese ışık tuttu, aydınlattı. Böyle bir üretim gerçekleştirdi.

ÖNDER APO DİRENİŞİYLE İMRALI İŞKENCE SİSTEMİNİ BOŞA ÇIKARDI

Herkes son yıllarda çok daha fazla gelişiyor. Yönünü İmralı’ya dönmüş. İmralı’da hangi şeyler tartışılıyor, hangi konular? Önder Apo ne söylüyor, ne düşünüyor diye anlamaya çalışıyor, duymaya çalışıyor. Dünyanın dört bir yanında insanlar Önder Apo’nun sesini daha çok duymak, düşüncelerini daha derinden öğrenmek istiyorlar. Çünkü herkesin özgürlük ihtiyacına cevap veriyor. İmralı işkence, tecrit ve soykırım sistemini Önder Apo’nun İmralı direnişi işte bu düzeyde boşa çıkardı. Sadece yeniden ilişki kurdu, kopmadı şüphesiz değil. Onlar olmadı da zaten çoğunlukla. Fakat düşüncesiz kılınıp, bütün bağları koparılmak istenirken, küreselleşen, bütün insanlıkla buluşan, herkesi aydınlatan, tüm ezilenlere kurtuluş yolunu gösteren bir düşünce gücü, önderlik gücü olarak doğuş yaptı, yeni bir çıkış yaptı Önder Apo. Önderlik gerçeğini küresel kıldı. Bu önemli. Şimdi bunu abartı olarak değerlendirebilir bazıları. Öyle olmadığını görelim.

Bir süreçten söz ediliyor. Barış ve Demokratik Toplum süreci diyoruz. Bu süreci Önder Apo yürütüyor. Önder Apo’nun mücadelesi ortaya çıkardı. İmralı direnişi bu biçimde gelişmese ve soykırım amaçlarını boşa çıkarmasaydı, Barış ve Demokratik Toplum süreci diye bir süreç olmayacaktı. Kürt halkı için, Türkiye halkları için, hatta insanlık için yeni bir kurtuluş yolu, umudu ortaya çıkmayacaktı. Yenilmiş olanın vereceği bir şey olmazdı tabii. Bütün bu süreç İmralı direnişi ve onun başarısı, kazanımı, zaferi üzerinde gerçekleşti, gerçekleşiyor. İmralı sistemi 15 Şubat 1999’da oluşturuldu. 27. yıldönümü. Barış ve demokratik toplum çağrısı da 27 Şubat 2025’te yapıldı. Onun da birinci yıldönümü oluyor. Böyle tarihi yıldönümlerini yaşıyoruz. Bir yıllık herkesin ne olacak diye merakla baktığı, takip ettiği, anlamaya çalıştığı, Kürt halkının, kadınların, gençlerin, Kürt dostlarının, sosyalist, demokratik güçlerin başarısı için çalıştığı bir süreç ortaya çıkartıldı.

Şimdi sonuçlar nedir? İmralı’daki durumda bir değişiklik var mı? Evet, böyle bir yıllık bir süreç var. DEM Parti heyeti görüşüyor. Çeşitli görüşmeler oldu. Meclis Komisyonu heyeti gitti, görüştü. Önder Apo’nun mesajları daha çok duyulur oldu. Avukatlar görüştü. Çeşitli kesimlere Önder Apo bunlardan yararlanarak mesajlar verdi. Bu yönlü bir değişiklik var. Önder Apo halka, sosyalist güçlere mesajlar verdi. PKK’yi de yönlendirdi. 12.  Kongre oldu ve değişim dönüşüm temelinde hiç kimsenin aldırtamayacağı kararları bu süreçte Önder Apo aldırttı. Fakat bu kadardır. Buradan öteye bir sonuç oldu mu? Henüz değil. Şöyle diyebiliriz. Evet, komplocuların, İmralı işkence, tecrit ve soykırım sistemini yaratanların amaçları başarısız kılındı İmralı direnişiyle. Fakat İmralı sistemi ortadan kalkmadı. İmralı sistemini ortaya çıkartan uluslararası komplo tümden yok olmadı. Bu anlamda Barış ve Demokratik Toplum süreci de beklenen, istenen sonucu henüz vermedi.

15 Şubat komplosunun tümden yenilgisi, İmralı ortamının yok olması ne ile olacak? Tabii ki İmralı sisteminin yok olmasıyla, lağvedilmesiyle olacak. Bu devam ediyor hâlâ. Diğer yandan barış ve demokratik toplum sürecinin ilerlemesi, başarı yolunda yürümesi ne ile olacak? Rêber Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması ile olacak. Burada başarı ölçütü kesinlikle o. Bunu görmek lazım. Başka türlü değerlendirilemez. Bu anlamda sonuç ortaya çıktı mı? Henüz değil. Ama geçen bir yılda yapılanlar az da değil tabii. Hiç küçümsememek lazım. Hiç kimsenin aklından geçirmediği, hayaline bile getirmediği olaylar, gelişmeler yaşandı. Bu geçen bir yıl içerisinde İmralı’da Rêber Apo’nun yönlendirmesiyle, düşünce sistemiyle bunlar oldu. Bunları da elbette küçümsememek gerekiyor. Fakat tabii daha hızlı olmalıydı.

KÜRT SOYKIRIMINDAN BESLENEN RANTÇI ÇEVRELER VAR

Başlangıçta hızlı ilerlenmesi, sonuç alınması değerlendirmeleri vardı. Çünkü uzarsa provokasyonlar çok olur. Sabote edenler çok olur diye. Çünkü rantçı çevreler var. İmralı işkence tecrit sisteminden, Kürt soykırımından beslenen kan emici rantçı çevreler var. Bunlar Türkiye’de var, dünyanın dört bir yanında var. Her yerde var. Bunlar süreci sabote etmek için yarışıyorlar. Bu bir yıl içerisinde söylemedik söz, yapmadık provokasyon bırakmadılar aslında. Süreci ortadan kaldırabilmek için. Ama sonuç alamadılar tabii. Bu anlamda uzatırlar, tartışıyormuş hâlâ süreç. Devam ediyor elbette. Bizim açımızdan bir değişim dönüşüm süreci, biz zaten kendi çalışmalarımızı yürütüyoruz olması gerektiği çerçevede. Karşı tarafta da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamaları oldu. Başta da çağrıları olmuştu.

Geçen hafta da onları daha da ileri düzeyde teyit eden, kamuoyuna duyuran, deklare eden açıklamalar oldu. Süreci Önder Apo’nun yürüttüğü, herkesten çok Önder Apo’nun sahip çıktığı, dolayısıyla umut hakkı çerçevesinde haklarından yararlanması gerektiğini söyledi ki, zaten iki yıl önce Önder Apo’nun çıkması gerekiyordu. İmralı sisteminin dağılması gerekiyordu hukuki açıdan. İki yıldır fazladan kalıyor. Şimdi bunu böyle de olsa umut hakkı benzeri yaklaşımlarla gidermek çağrısı yapıyor. Bunlar oldu ama pratikleşme yönünde adımlar yok. Hukuk çağrılarını önemsedik. Önder Apo önemsedi. Hareket olarak önemsedik. Şimdiye kadar zaten o temelde gelindi. Fakat onların pratikleşmesini bekliyoruz elbette. Boş sözler olmaması gerektiğini düşünüyoruz, inanıyoruz, temenni ediyoruz en azından. Öyle olmalı. Bir partinin genel başkanı, Türkiye’de bazıları daha fazla milliyetçilik etmek istiyorlar.

Kürtlere karşı siyaseti en çok geliştiren, 40 yılı aşkın süredir Kürtlere karşı savaşta en çok rol oynayan, en önde olan parti, onun genel başkanı, gerçeklere ulaştı. Türk-Kürt kardeşliği dedi, Önder Apo’nun değerlendirmelerinin Türkiye açısından ne kadar önemli olduğunu ifade etti. Bunlar önemliydi ama söz yetmiyor tabii, pratik gerekiyor. Bu bakımdan, birinci yıl dönümü yaşanıyor, Barış ve Demokratik Toplum çağrısının, artık İmralı sisteminin lağvedilmesi lazım. Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması gerekli. Bu sürecin yürümesi açısından bu gerekli. Biz defalarca söyledik, arkadaşlarımız ifade ediyorlar durmadan. Toplum, Kürt halkı, demokratik çevreler bizden daha ilerisini söylüyorlar. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olmadan, özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmadan, Önder Apo süreci yönetmeden, öncülük etmeden sürecin ilerleyip sonuca gitmesi mümkün değil. Bunu bir kere daha bu yıl dönümü vesilesiyle altını çizerek ifade edelim.

ÖNDER APO SÜRECİ ÖZGÜRLEŞMEDEN KALICI BİR GELİŞME ORTAYA ÇIKMAZ

Meclis komisyonu oluşturuldu, çalıştı o kadar. Önder Apo ile de görüştüler, yetersiz de olsa. Herkesi de dinlediler. Şimdi rapor hazırlıyorlar, son toplantılarını yapacaklarını açıkladılar. Umut hakkı yer alacak diyorlar. Bir de mutabakat olduğu söyleniyor, bilemiyoruz. Mecliste olan partiler hangi konularda ne tür bir mutabakata vardılar, raporlarda neye yer verecekler biz bilemiyoruz. Ama mutabakat olmuşsa oradan bir demokratik yaklaşım çıkar diye düşünüyoruz. Beklentimiz bu çerçevede ama ne çıkacak bilemeyiz. Dolayısıyla öyle görmeden konuşmak doğru değil. Ama madem hazırlıyorlar, şunu bilsinler; Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması, 12. PKK Kongresi’nin de kararıydı. Süreci Önder Apo’nun yönetmesi olmadan kalıcı bir gelişme ortaya çıkmaz. Süreç devam edebilir ama kalıcı sonuçlar vermez.

Bunu herhalde birkaç aylık tartışma çalışma içerisinde Meclis Komisyonu, onun rapor heyeti de anlamıştır. Öyle sonuç çıkabilir diye bekliyoruz. Devlet Bahçeli’nin çağrıları da bu konuda netti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Avrupa Konseyi’nin de umut hakkı konusunda Türkiye’ye uyarıları var. Onlar olacak da onların ötesinde aslında bunlara da gerek yoktu. Türkiye siyaseti bir karar verebilirdi, vermeliydi. Cumhurbaşkanlığı madem ki böyle bir süreci gerçekten istiyor ve inanarak yürütmek istiyor, barış istiyor, kardeşlik istiyor, silahların durmasını istiyor, çözüm istiyor Önder Apo bunu başarıyla yürütüyor. O zaman yürütmenin önünü açması gerekirdi. Rahatlıkla yapabilir. Böyle olması gerekliydi. Bunları ifade edebiliriz.

Şunu söyleyeyim sonuç olarak; Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için mücadele eden herkesi selamlıyorum. Halkımıza, dostlarımıza, kadınlara, gençlere, herkese bir kere daha çağrım şu; Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması için eylemleri kesintisiz, daha da büyüterek sürdürmek lazım. Bu iş mücadele işi. Dolayısıyla ne kadar mücadele edersek sonucu o kadar erken ve yeterli düzeyde alırız. Başka yerden beklememek gerekiyor. Bu bakımdan da bu işte İmralı sisteminin de 27. yıldönümü vesilesiyle İmralı sistemini ortadan kaldırmak, Önder Apo’nun özgür yaşar, çalışır koşullara kavuşmasını sağlamak için herkes daha etkili, daha güçlü mücadele etmeli.

İmralı sistemini ortaya çıkartan 15 Şubat Uluslararası Komplo’nun 27. yıl dönümü. Bu 27 yıllık süreçten sonra bugün bu komploya bakıldığında komploya dair neler söylenebilir?

Ben öncelikle bu komployu ve komplocu güçleri lanetliyorum. Komploya karşı 27 yıl İmralı’da, 4 ay da daha öncesinde büyük bir mücadele verdi Önder Apo. Önder Apo’nun bu mücadelesi etrafında Kürt halkı, kadınları, gençleri, tüm demokratik çevreler, dostlarımız 27 yıldır durmadılar. Yemediler, içmediler, yorulmadılar. Büyük mücadele yürüttüler. Bu mücadeleyi kutluyorum. Bu mücadele bizi bugün konuşturuyor, umutlu kılıyor, geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor. Bizi yaşatıyor. Bu kadar mücadele ettik de ne oldu dememek lazım. Evet, İmralı sistemini ortadan kaldırmak, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağlamak yönünde henüz yeterli bir sonuca ulaşamadık. Ama bu mücadele bizi ayakta tuttu, var etti. İrade verdi, umut verdi, inanç verdi, bilinç verdi, örgütlü kıldı. Birbirimizi tanımamızı, birbirimize dayanışma içerisine girmemizi, toplumsallaşmamızı sağladı. Bu da çok büyük kazanımdır. Bütün bunların hepsi de önemlidir. Küçümsememek lazım.

Bu bakımdan bu mücadeleyi gerçekten de hep doğru anlamak ve takdirle anmak lazım. Selamlamak gerekli. Bu mücadelenin büyük şehitleri var tabii. Bu 27 buçuk yılda kahramanca fedai çizgisinde mücadele yürütüldü. Önder Apo etrafında bir fedailer ordusu, örgütü, halkı, insanlığı oluştu. “Güneşimizi karartamazsınız” şiarıyla insanlar gerçekten de her şeylerini özgürlük ve demokrasi için verdiler. Halit Oral ve Aynur Artan yoldaşlar şahsında “Güneşimizi karartamazsınız” fedai direnişinin şehitlerini, 27 yıllık bu büyük direniş şehitlerini saygı, sevgi ve minnetle bu yıldönümünde de anıyorum. Amaçlarını başarma ve anılarını yaşatma sözümüzü yineliyorum.

Komploya gelince, Uluslararası Komplo 9 Ekim 1998’de başladı. Bunu herkes biliyor. Belgesel yapıldı, kitap yazıldı, her şey yapıldı aslında. Deşifre edildi, en çok da Önder Apo savunmalarda komployu deşifre etti. Kimlerin yaptığını biliyoruz. Küresel Kapitalist Modernite Sistemi, ABD, İsrail, İngiltere ortaklığı öncülük etti ve bütün iktidarcı devletçi sistemi kullandılar. İhtiyaç duydukları herkesi kullandılar. Örgüt içinde etkiledikleri, kendilerine bağladıkları kişileri bile kullandılar. Herkes bu anlamda katıldı. 15 Şubat komplosu hâline, 9 Ekim komplosu, Önder Apo’yu fiziki olarak da imha etmek isteyen saldırı başarısız kılındıktan sonra karar verildi. Komplo 15 Şubat kaçırma eylemine dönüştürüldü ve o da 27 yıldır İmralı işkence ve tecrit sistemi olarak devam ettiriliyor.

ORTADOĞU’DA SORUNLAR KANGRENLEŞTİ

Şimdi bu 27. yıl dönümünde baktığımızda ne görüyoruz? Bu 27 yılda yaşananlara bakmak gerekiyor. Ortadoğu kan gölü halinde. Türkiye “beka sorunum var” diyor. İran ne durumdadır? Irak ne durumdadır? Suriye ne hale geldi? Ukrayna’da durum ne? Asya’da durum ne? Afrika’da durum ne? İnsanlar açlıktan ölüyorlar. Bir ekmek bulabilmek, Avrupa’ya ulaşabilmek için kendilerini denize atıyorlar. Akdeniz’de boğulanların sayısı bile tutulamıyor artık. İş o düzeye geldi. Bütün bunların olmaması içindi Önder Apo’nun büyük çabası, direnci. Avrupa’ya çıktı, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünün önünü açmak istedi. Bu temelde de istedi ki bütün sorunlar çözüm bulsun. Bir örnek oluştursun bu. Şimdi komployu kimler yaptı, hangi amaçla yaptılar? 27 yıldır bu temelde neler yaşandı, neler engellendi, insanlığa neler yaşatıldı? Çok iyi görüyoruz.

Kürt sorununun çözümü bu hale getirildiği gibi. Ortadoğu’da sorunların çözümü değil, kangrenleşmesi ortaya çıktı. Dolayısıyla uluslararası komployu doğru anlamamız, bu yıl dönümü vesilesiyle daha doğru değerlendirmemiz de gerekli. Bunu hepimiz yapmalıyız, ders çıkarmalıyız. Doğru anlamalıyız komployu. Komployu ne kadar doğru ve yeterli anlarsak bilincimiz o kadar açık olur. İrademiz o kadar güçlü olur. Nereyi, nasıl yapmamız, nasıl yaşamamız gerektiği sorusuna o düzeyde doğru ve yeterli cevaplar veririz. Çünkü her şey uluslararası komplo saldırısına da bağlı. Bu dünyada iktidar ve devlet sistemi, kapitalist modernite düzeni, nasıl bir düzen ve ne yaşatıyor insanlara, bu en iyi bir biçimde Önder Apo’ya yöneltilen uluslararası komplo saldırısıyla ortaya çıktı. Net oldu, açığa çıktı. Bunları elbette, komployu anladığımız ölçüde iyi görürüz. Bu hepimiz için gerekli.

Bu komployu yapanlar, ortak olanlar, onların da acaba vicdanları sızlıyor mu, değerlendirme yapıyorlar mı? İnsan düşünmeden edemiyor. Biraz vicdanları varsa düşünebilmeliler. Neye yol açtı yaptıkları? Önder Apo ne istiyordu da bu kadar saldırdılar? Kürt halkının var olması, bu dünya halklarının içinde bir renk olarak yaşaması, özgür olması kendilerine ne zarar veriyordu da buna bu kadar saldırdılar? 27 yıllık görülmeyen İmralı soykırım sistemini ortaya çıkardılar. Evet, biraz işte soygun yaptılar, sömürdüler, çaldılar. Kâr üzerine kâr ettiler denebilir. Ama ne yapacaklar? Mezara mı götürecekler o karı? Şimdi hepsinin yarım ayağı mezara gitmek üzere. Biraz vicdanları sızlasa iyi olur. Biraz öz eleştiri yapabilmeliler.

ULUSLARARASI KOMPLO BARIŞI ENGELLEMEK İÇİN GELİŞTİRİLDİ

Kürt halkı buna rağmen yine de çizgisinden vazgeçmedi. Önder Apo’nun Avrupa’ya gidişindeki amaçlarından vazgeçmedi. Gericiliğe karşı durdu. Demokrasiden yana oldu, barıştan yana oldu, siyasetten yana oldu. Çözüm geliştirmeye çalıştı. Hem de en büyük bedeller ödeyerek, her gün şehitler vererek, en değerli evlatlarını, kız ve oğullarını şehit vererek bu insanlığa hizmet etti. Bu bakımdan gerçekten de bunda sorumluluğu olanların durum değerlendirmesi yapma, daha açık yüreklilikle ortaya çıkma ve en azından özür dileme, Kürt halkından bir öz eleştiri yapma görevleri var, sorumlulukları var. Dönemin ABD yönetimi, İsrail yönetimi, İngiltere yönetimi, Fransa yönetimi, Almanya yönetimi bunların hepsi sorumlu.

Eğer Önder Apo, Roma’ya gittiğinde Fransa ve Almanya bir Kürt sorununun çözümü için Avrupa inisiyatifi geliştirebilseydi, İtalya yönetimi Kürt konferansı düzenlemek istemişti bunun için o konferansa evet deseydi durumlar bambaşka olacaktı. Avrupa’nın hali de böyle olmayacaktı. Şimdi Neo-Naziler gelişiyor, bilmem şu oluyor bu oluyor diye korku içinde yaşamayacaklardı. Bu açık bir gerçek, herkesin bunu görmesi lazım. Bu bakımdan uluslararası komplo, barışı, demokrasiyi, sorunların çözümünü engellemek, çelişkileri daha çok derinleştirip daha fazla çatışır hale getirmek için yapıldı. Önder Apo barışı, demokrasi, siyasi çözümü, özgürlüğü temsil etti. Önder Apo’ya saldırı, barışa saldırı oldu, demokrasiye saldırı oldu, çözüme saldırı oldu, insanlığa saldırı oldu. Bu açık bir gerçek, 27 yıldır aydınlandı. Çok uzatmaya gerek yok. Herkes değerlendiriyor. Komplo çözülmüştür.

Ben 27. yıldönümü vesilesiyle şunu diyebilirim; biz yoldaşlar topluluğu olarak komplodaki payımızı görme, anlama, ondan ders çıkartmak için daha çok yoğunlaşıyoruz. Özelleştirilmiş yoğunlaşmalarımız güçlüdür, derindir. Daha doğru sonuçlar, dersler çıkartmaya çalışıyoruz ki bir daha böyle kara günle karşı karşıya kalmayalım diye. Büyük bir direnç, mücadele de oldu. On binlerce şehit verdik biz bu 27 yıllık mücadele içerisinde. Hepsini bir kere daha saygıyla anıyorum. Gerçekten de büyük bir mücadele verildi tarihin. En anlamlı, en büyük mücadelesiydi. Şimdi 27. yıldönümünde 15 Şubat komplosunu daha güçlü protesto etmek lazım. Daha doğru anlamak, daha güçlü protesto etmek, komploya, gerçeğine daha güçlü karşı çıkmak gerekli. Bu temelde kadınlar, gençler, halkımız ayakta. Dört parça Kürdistan’da, dünyanın dört bir yanında, Avrupa’da, yurt dışında, her yerde.

Bu öyle anlaşılıyor ki bu 27. yıldönümü barış ve demokratik toplum sürecinin de bir etkisi olarak, komployu daha güçlü protesto eylemleriyle geçecek. Şimdiden bu eylemler yapılıyor, planlandı, açıklanıyor. Ben halkımızı, dostlarımızı, bütün demokratik güçleri, 27. yıldönümünde 15 Şubat komplosunu daha güçlü protesto etmeye, daha fazla sokakları, meydanları doldurmaya, 15 Şubat komplosunun protesto eylemlerine çok daha güçlü katılmaya çağırıyorum. Şimdiden herkesi selamlıyorum.

Peki, 6 Ocak ve sonrasında Suriye’de yaşanan gelişmeler, bu komplocuların komploda ısrar ettiğini göstermez mi? Çünkü Önder Apo bunu 2. bir 15 Şubat komplosu olarak değerlendirdi ve bizler biliyoruz ki bu süreç 4 Ocak’ta Paris’teki anlaşmayla birlikte gelişti.

Evet, 2. 15 Şubat komplosu denmesinin doğru anlaşılması, çözümlenmesi lazım. Özellikle 6 Ocak’ta Şêxmeqsûd ve Eşrefiye’den başlayan saldırılar, Suriye’de son bir ayda yaşananlar diyelim. Şam yönetiminin, Şara yönetiminin saldırıları, bunu ifade etti. Bu saldırılar bir yerde durduruldu. Böyle bir saldırının 4 Ocak Paris anlaşmasıyla gündeme geldiği, kararlaştırıldığı, önceden hazırlanmış ama kararının da o zaman verildiği açığa çıktı. Bu da bir gerçek. Neden bu saldırıya 2. 15 Şubat komplosu denildi? Benzerlikleri var da onun için. O benzerlikleri görebilmek lazım. Sayalım bazılarını. Bir, 15 Şubat 99 komplosunu gerçekleştiren güçlerle Paris’teki anlaşmaya ev sahipliği yapan, anlaşmayı yapan güçler aynı güçler. Bir defa ABD orada da var, Fransa orada da var, İsrail orada da var. Suriye yönetimini o zaman Hafız Esad yönetimi önce direndi ama sonra çıkardılar. Daha sonra zaten değişti, ayrı bir durum. İngiltere, 15 Şubat 99 komplosunu planlayanlar, yürütenlerle 6 Ocak saldırısını yapanlar aynı güçler. Arkasındaki güçler aynı.

İki, 15 Şubat 99 komplosu neye saldırdı? Roma’ya çıkmış, Kürt sorununun siyasi çözümü için 8 maddelik proje sunmuş Önder Apo’ya saldırdı. Kürt sorununun çözümüne saldırdı, Türkiye’nin demokrasisine saldırdı, çözüme saldırdı. Şimdi 6 Ocak’ta Şêxmeqsûd ve Eşrefiye’den başlayan saldırı neye saldırdı? 27 Şubat 2025 Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla ortaya çıkan sürece saldırdı. Bu süreci sabote etmek, bozmak için bir saldırı yürütüldü. Demek ki 15 Şubat komplosunda 4 Ocak Paris anlaşması da aslında Önder Apo’nun geliştirdiği barış ve demokratik siyasi çözüm arayışına bir saldırı oluyor. Onu engellemeyi, boşa çıkartmayı hedefliyor. Amacı bu kadar ortak, yapanlar ortak. Evet, bu saldırı Kürtleri hedefledi, Suriye Kürtleri şahsında. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi olarak örgütlenmiş Rojava Kürdistan toplumu şahsında bütün Kürtleri hedefledi.

15 Şubat komplosu da zaten Kürtleri hedeflemişti. Bu da bir gerçek. Şimdi bir başka hedefi var mı? Ben oraya değinmek istiyorum. Aslında bunları böyle anlatırken bilinen şeyleri tekrar etme amacında değilim. Şunu anlatmak istiyorum. 15 Şubat 1999 Komplosu neydi? Evet, Kürt varlık ve özgürlük iradesini kırmayı, Kürt soykırımını sürdürmeyi hedefliyordu. Ama komplo sadece Kürtlere karşı değildi. Önder Apo dedi, Kürtlere karşı olduğu kadar Türkiye’ye karşı da bir komplodur. Dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, “Amerika Apo’yu bize niye verdi bir türlü anlayamadım” diyerek öldü gitti. Aldı ama anlamadı. Neyi anlamadı? Komplonun Türkiye’yi hedefleyen boyutunu anlamadı. Önder Apo’nun Türkiye’ye o tarzda verilmesinin Türkiye’ye ne yükler getirdiğini anlayamadı. Nasıl bir yükümlülük altına koyduğunu.

ZAYIFLAYAN KÜRT, GÜÇLENEN TÜRK OLMAZ

Şimdi Türkiye’de bu rantçı, savaştan beslenen Kürt karşıtı, Kürt düşmanı güçler, Suriye’de Ahmet Şara yönetimi saldırı yaptı, Kürtler, Şêxmaqsûd’la Eşrefiye’de yerinden yurdundan edildi. Kanları döküldü. Fırat’ın doğusunda karışıklıklar çıktı. Kürt iradesi zayıfladı diye seviniyorlar. Zil çalıp oynayanlar var. Büyük başarılar kazandı Suriye’de olanlarla Türkiye diyorlar. Ben kesinlikle o kanaatte değilim. Bunu söyleyenler yarını göremeyen, gözü kör olanlardır. Burunlarının ötesini göremiyorlar. Halbuki aynı 15 Şubat komplosu nasıl Türkiye demokrasisini de hedeflediyse, aslında 4 Ocak Paris Antlaşması, 6 Ocak’taki saldırı Türkiye’nin barışını, demokratikleşmesini, barış ve demokratik toplum sürecini hedefledi. Onu sabote etmeyi öngördü. Türkiye’nin demokratikleşmesini engellemeyi hedefledi. Bu son derece açık. Şimdi başarı kazanılmış gibi görünüyor. Öyle bir şey yok. Kendilerini kandırıyorlar.

Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te ifade ettiği ‘beka sorunu’ 4 Ocak Paris Antlaşması ile iki kat artmıştır. Türkiye’ye ne getirecek bütün bunların sonucu hâlâ görülemiyor. Kürt iradesi zayıflatılırsa, Kürt varlığı bu kadar tehdit altına girerse, nasıl Türk varlığı güçlenecek, gelişecek? Hani “Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmazdı”? Ziya Gökalp bunu söyledi. Hani Türk-Kürt kardeşliği esastı? Ki biz buna inanıyoruz. Eğer böyleyse, zayıflayan Kürt, güçlenen Türk olamaz. Olmaması gerekiyor. Ama öyle olduğunu sanan, iddia eden, savunanlar var. Bu büyük bir yanılgı, yanlış bir hesap. Onu söyleyeyim. Evet, biraz ön açtılar. Türkiye’yi Suriye’de biraz daha etkili hale getirdiler. 4 Ocak Antlaşması ile de, Hakan Fidan da Dışişleri Bakanı olarak oradaymış, ortaklık etti. İşte Kürtleri biraz zayıflattılar Suriye’de diyelim. Bu kadar mı? Bununla mı oluyor? Şimdilik o kadar.  Türkiye beka sorununu çözdü mü? Üçüncü Dünya Savaşı’nda Türkiye’ye biçilen şeyler ortadan kalktı mı? Hayır, bugün bir yıl önce de Ahmet Şara grubunu, BAAS yönetimini yıkmak için Şam’a gönderenler bunu Türkiye eliyle yaptırdılar. Şimdi de yaptırıyorlar. Türkiye’ye yaptırıyorlar, yaptırıyorlar.

Sonunda sıra kime gelecek? Türkiye’ye gelecek. Türkiye’yi seven, biraz düşünebilen, bu iktidar ve devlet sistemini, kapitalist modernite düzenini anlayan herkes, biraz daha iyi görebilmeli, anlayabilmeli. Türkiye’ye daha ağır bedeller ödetecekler. İkinci Sevr geliyor tabii. Şimdi İran üzerinde baskılar oluşuyor. Türkiye üzerinde daha neler olacak? Türkiye’yi ne duruma getirecekler? Çok net görüyor insan. Suriye’deki olup bitenler aslında 15 Şubat komplosundan bağımsız değil. Sadece Kürtlere dönük yönüyle değil. Türkiye’ye dönük yönüyle de öyle. Ama bunu kimse değerlendirmiyor. Görmek istemiyor, anlamak istemiyor. Kötü olan, yanlış olan, tehlikeli olan bu. Böyle olmamalı tabii. Gerçekten böyle yaklaşanlar en büyük yanılgıyı yaşıyorlar. Şimdilik onu diyebilirim ben. Önce de biz bazı şeyler söylemiştik. Şimdi tartışıyorlar. Bir yıl, iki yıl geçtikten sonra. Vay bunlar nasıl olmuş diye. Yarın sorunlar, zorluklar kapıya gelince görecekler. Ama o zaman iş işten geçmiş olacak. Şimdilik ben bunu hatırlatmak isterim.

6 Ocak’tan sonra tabii yaşanan gelişmelere binaen tartışmalar oldu. Rojava Devrimi’nin yenildiği veya demokratik ulus çizgisinin kaybettiği şeklinde çok geniş çevrelerde yapılan tartışmalar var. Siz böylesi bir dönemde tartışmaları nasıl görüyorsunuz?

Aslında çok büyük bir direniş sergiledi Kürtler. Bu son bir ayda Suriye’de şehitler verme pahasına bu direnişi sergilediler. Ben Rojava Kürt halkının, onlarla ittifak yapan Süryani, Arap halklarının bu direnişini selamlıyorum, kutluyorum. Büyük bir direnişti. Aslında DAİŞ saldırganlığına karşı direnişin anlamı, önemi ne idiyse bu bir ayda Şêxmaqsûd ve Eşrefiye’den başlamak üzere gösterilen direniş de aynı rolü oynadı. Aynı anlamlara sahipti. Şehitler vermeye pahasına yaptılar bunu. Ben şehitlerini de saygı ve minnetle anıyorum. Ziyad Halep ve Deniz Çiya şahsında bunlar gerçekten de Halep’in onurunu temsil ettiler. Şêxmaqsûd’un, Eşrefiye’nin onurunu temsil ettiler. Kürt halkının onurunu temsil ettiler. İnsanlığın onurunu temsil ettiler. Aslında Halep’e Kürtler, Halep’in güvenliğini sağlamak için Osmanlı yönetimi tarafından yerleştirilmişler. Biz Osmanlı’yı takip ediyoruz, onun devamcısıyız diyenlerin bunu görmezlikten gelmeleri utanılması gereken bir durum aslında. Ders çıkartılması gereken bir durum.

Şunu söyleyeyim bu çerçevede; bir defa gerçekten de Kuzey ve Doğu Suriye halkları Kürt halkı öncülüğünde DAİŞ barbarlığına karşı tarihin en önemli savaşlarından, muzaffer savaşlarından birini verdi. İnsanlığı DAİŞ belasından, faşizminden kurtardı. Herkes o halka borçlu. Onun özgürlük savaşçılarına borçlu. Bunun altını çizmek lazım. Kürtler diye değerlendirilen insanlar birkaç yıl önce bunu onur abidesi olarak ifade ediliyorlardı. Herhalde bunlar unutulacak durumlar değildir. Bir defa bu gerçeğin altını çizmemiz lazım. Diğer yandan 13-14 yıllık Rojava varlık ve özgürlük mücadelesi deneyimi, Rojava Devrim deneyimi gerçekten de zengin derslere olan önemli bir deneyim. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıktı ve insanlığa umut oldu. Gerçekten bir yıldız gibi parladı. Dünyanın dört bir yanından gençler, kadın-erkek, aydınlar, filozoflar koşup geldiler görüp anlamak için. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Rusya’da gelişen devrim gibi. Orada da insanlık bir kurtuluş aramıştı. Çok küçük, dar bir alanda olmasına rağmen Rojava Özgürlük Devrimi de kesinlikle böyle bir etki yaptı.

Böyle büyük bir olaydı, gelişmeydi, büyük bir hamleydi, devrimci iradeydi, inisiyatifti. Çok önemli dersler ortaya çıkardı, sonuçlar ortaya çıkardı. Önümüzdeki süreçte bunlar daha çok tartışılacak, değerlendirilecek. Başarıları da, başarısızlıkları da, olumlu, olumsuzlukları da değerlendirme konusu olacak. Tartışacağız, hepsini şimdiden yapamayız. Bu dersler mutlaka çıkartılacak, çıkartılmalı. Bu anlamda çok insanlık bilincini geliştirecek, çok zengin dersleri olan bir deneyim yaşandı. Onu da görmek lazım. Diğer yandan, bu son bir ayda da, gerçekten de faşist saldırganlığa karşı direnişte ortaya çıkan Kürt bilinci, iradesi, Kürt birliği, Kürt halkının komşu halklarla birliği, Kürt varlığının ve özgürlüğünün dünyaya taşınılması, dünyadan destek bulması, özellikle de özgür kadın iradesinin öne çıkması, belirginlik kazanması, kadın özgürlük devriminin bir düşünce olmaktan çıkıp, fiiliyata dönüşmesi düzeyinde gelişmeler yaşandı.

KÜRT VE ARAP ÇATIŞMASI YAŞANMADI

Nedense bazıları QSD’nin sayısını, silah gücünü görüyorlar, hâkimiyetini görüyorlar, devrimi bunlardan ibaret sayıyorlar. Halbuki bana göre bunlar bir şişkinlikti aslında. Bunlar da yaşanan gerilemeye dayanarak, demokratik ulus paradigmasının hayat bulmadığını, demokratik modernite çizgisinin gelişme yaratmadığını, somut koşullara uymadığını söyleyenler çıkıyor ortaya. Bunlar kendilerini iktidar ve devlete tümüyle hapsetmiş kesimler. Zihniyet olarak, duygu olarak, çizgi olarak her şeylerini iktidara ve devlete bağlamışlar, orduya ve silaha bağlamışlar. Ama demokratik modernite paradigması böyle değildi aslında. Önder Apo şunu net tanımladı; dünyayı yenecek gücümüz olsa hiç kimseye saldırmayacağız. Dünya birleşip üzerimize gelse demokratik haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz, direneceğiz. Rojava Kürtleri şimdi dünya birleşmiş üzerlerine geliyor. Bu çizgi gereği olarak kahramanca direniyorlar. Ama hiç kimseye de saldırmadılar.

Aslında DAİŞ barbarlığına karşı çok geniş bir ittifak oluştu. ABD’yi de Avrupa’yı da içine alacak kadar. O da çok önemli bir deneyim oldu. Yanlış değildi. Fakat zaten bu deneyimin, böyle bir ittifakın yapacaklarını yaptığı bir süredir, zaten birkaç yıldır artık işlemediği ortadaydı. Durum kesinlikle böyle. Şimdi niye tedbir alınmadığı gibi şeyler ifade ediliyor. Evet, gerçekten de Şêxmaqsûd ve Eşrefiye halkına dönük saldırı vahşetti. Bunu önleyememek bizim için, hepimiz için, herkes için, bu dünyada ben insanım diye yaşayanlar için vicdan azabı olmalı. Biz tabii Paris’teki bu kara anlaşmayı bilmiyorduk. Açığa çıkınca, öğrenince gerçek durumu gördük. Onun dışında öyle şeyler olmadı. Bazı bilgiler, söylenenler yanlıştır. Mesela gazetede kendisi açıkladı, komutanlığı. Bu işten sorumlu olanlar defalarca ifade ettiler, biz çekildik diye. Birçok alandan kendileri çekildiler.

Araplar ayaklanıp bu yönetimi yıkmadılar. Hiçbir yerde Kürt-Arap çatışması olmadı. Arap toplumundan hiç kimse Kürtlere, Kürt özgürlük savaşçılarına kurşun sıkmadı. Bunları net söyleyebilirim. Birçok Arap kesim Kürtlerle birlikte direnmek üzere Rojava Kürdistan’ına çekildi. Şam Yönetimi’nin güçleri geldikçe, bu aşiret ileri gelenleri, reisleri, ağaları rejimle hemen işbirliği yaptılar. Geri çekilen güçlerin arkasından kurşun sıktılar. O kadar. Şunu söylemek istiyorum; bir, QSD kendisi çekildi, öyle şey olarak değil. Zaten öyle durması, o biçimde yürütüyor olması tartışmalı bir durumdu. Demokratik modernite paradigması açısından tartışmalı bir durumdu. Şunu bilmek lazım; Demokratik modernite paradigmasını uygulamaya çalıştı Rojava özgürlük güçleri, QSD, PYD. Fakat ne kadarını uyguladı? Yüzde kaç uyguladı? Ne kadar doğru ve başarılı uyguladı? Bunlar tartışma konusudur. Yüzde beş, onu bile geçmedi uygulama düzeyi. Sanki çizgi uygulanmış da başarılı olmamış gibi gösteriyorlar. Yok, öyle değil. Uygulama düzeyi çok yetersiz olduğu gibi farklı yollara kaydı.

DÜNYANIN HER YERİNDE KÜRTLER VE DEMOKRATİK ÇEVRELER AYAĞA KALKTI

Bir de Kürt-Arap çatışması yaratmadı. Bunu yaratmak isteyenler vardı. Ama hâlâ halkların kardeşliği devam ediyor. Demokratik ulus bilinci Kürtlerde de Araplarda da kardeşlik tutumunu sürdürüyor. Biraz da Şam yönetiminin uygulamalar geliştirmedeki, saldırılar geliştirmedeki zorlanmasının altında aslında bu yatıyor. Gerçek durum bu. Bütün bunlara bakıp hiç şey yapmadan sadece askeri etkinlik ve yönetim olma dikkatini alarak gelişmeyi ona bağlayan, gerilemeyi ona bağlayan yaklaşım zaten demokratik modernite paradigmasının yaklaşımı değil. Onu net ifade edebilirim ben. Bu noktada şunu görmek lazım; öyle bir gerileme oldu evet de, bu otuz günde, bir ayda Rojava halkı, Kürtler neler yaşadı? Dünya neler yaşadı? DAİŞ’e karşı mücadeledeki gibi dört parça Kürdistan ve dünyanın dört bir yanındaki Kürtler ve demokratik çevreler ayağa kalktılar. Onu kat kat aşan düzeyde ayağa kalktılar. 1 Kasım Kobanê günlerini kat kat aşan yürüyüşler oldu.

Bir aydır Kürt toplumu, demokratik çevreler, dostları ayaktalar. Sokakları, meydanları dolduruyorlar. Kuzey’de öyle, Güney’de öyle, Rojava Kürdistan’ında öyle, Avrupa’da öyle, dünyanın dört bir yanında her yerde öyleler. Büyük bir devrim yaşanıyor. Büyük bir ulusal birlik ortaya çıktı. Halk tutumu ortaya çıktı. Bunların hepsine kadınlar öncülük ediyor. Kadın özgürlüğü, Rojava kadın özgürlük devrimi bu yürüyüşlerle dört parça Kürdistan’a ve dünyanın dört bir yanına daha fazla yayıldı. Bu gerçekleri görmemek, bu mücadeleyi saymamak çok yanlış bir şey. Devrimci gücü silaha ve orduya indirgeyen, halkın gücünü, kadının gücünü, gencin gücünü, kitlelerin gücünü görmeyen yaklaşım doğru bir yaklaşım değil. Çizgi yaklaşımı değil. Aslında evet, askeri olarak, yönetim olarak bazı değişiklikler oldu. Öncekine göre diyelim Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminde gerilemeler oldu. Ama Kürtler yeniden bir duygu, ruh, ulusal birlik devrimi yaşadılar. Kendilerini nereye dağılmış olurlarsa olsunlar, Kürt iradesi olarak yeniden çok güçlü bir biçimde birleştirdiler.

Toplum Kürt siyasetinin çok önüne geçti. Siyasete talimat verir hale geldi. Kürdistan birdir, Kürt halkı birdir, birlik olacaksınız, mücadele edeceksiniz diye. Şunu gördü; halkın gücü, mücadelenin gücü bir kere daha kendini net ortaya çıkardı, gösterdi. Şimdi bunlar bizim için çok önemli. Büyük bir devrimci hareket, eylem yaşanıyor. Buna vesile oldu Suriye’deki olaylar. Böyle bir devrimci eylemle, halk kalkışıyla, ayağa kalkışıyla karşılandı o gerici saldırılar. Başka kimse yapamazdı bunu. Başka hiçbir güç yapamazdı. Şimdi gerçekten de Araplar da demokratik ulus çizgisine sadık kaldılar, Kürtler de aslında. Kürt-Arap çatışması önlendi. Daha çok Kürt-Türk çatışması yaratılmak isteniyordu aslında. Türkiye’deki bazı, nasıl diyelim, milliyetçi geçinen çatışmaları körükleyenler bir ajan gibiydiler. Bütün bunları önledi bu direniş, yürüyüş. Tabii Önder Apo’nun müdahaleleri önledi. Diyorlar ki işte Apo çizgisi yürümedi. Yok, Önder Apo mevcut koşullarda bile süreci doğru yürüten, gelişmeleri doğru yöne akıtan rol oynadı. Elinde bu kadar sınırlı, çok az imkân varken onları bile kullandı tabii. Ve olumlu sonuç çıkartacak şekilde kullandı. Bunu görmek, anlamak gerekli.

KÜRTLERİ PARÇALAYACAĞIZ DİYENLER BOŞA ÇIKTI

Sonuç olarak şunu söyleyeyim; gerçekten de bu bir ay içerisindeki halk kalkışı hiçbir çalışmayla gerçekleştirilemezdi. Onu söyleyebilirim. Biz hep düşünüyoruz. Acaba ne kadar çalışsak ne yapsak bunu sağlayabilirdik. Bu sağlandı. Toplumun kendi ayağa kalkışıdır. Kendi refleksidir, duygusudur, düşüncesidir, iradesidir. Öyle hiç kimsenin zoruyla olmuyor. Elbette ki gelişmeler etkiliyor. Özgürlük mücadelesi bilinç verdi, yön verdi, tecrübe kazandırdı. O temelde ilerleme oluyor. Bütün bu yürüyüşler böyle ortaya çıkıyor. Ama bu en üst düzeye çıktı.

Kürtleri parçalayacağız diyenler, dört parçaya bölenler, Kürtleri dünyanın dört bir yanına dağıtanlar, işte soykırıma uğratacağız diyenler, bunun için uluslararası komplolar düzenleyenler boşa çıktılar. Kürtler demokratik ulus olarak en güçlü bilinçlenmeyi, örgütlülüğü, ruh birliğini, duygu birliğini Rojava Kürdistan’ını sahiplenmede gösterdiler. Gerçekten de bu bir ayda sokakları dolduran, Rojava Kürdistan’ına sahip çıkan, bunun için eyleme kalkan herkesi, başta kadınlar ve gençler olmak üzere, yine dostlarımızı, halkımızı kutluyorum, selamlıyorum. Büyük bir kalkış içindeler. Bu gerçeği görsünler. Büyük bir devrim kabarışı oldu, tırmanış oldu. Yeni yeni devrimler yaşanıyor, devrim içerisinde. Bu gerçekleri görmemiz gerekli.

Bu bakımdan Kürtlerin bu duruşu, yine nasıl ki 15 Şubat Komplosu’na karşı Önder Apo’nun mücadelesi ve onu takip eden Kürtlerin mücadelesi, komplonun farklı etkilerini ortadan kaldırdı ya da işlemez kıldıysa, aslında bu oyunları, 4 Ocak Paris Antlaşması’nın oyunlarını dünyanın dört bir yanında, dört parça Kürdistan’da ayağa kalkan halkın direnişi de bozdu. Komployu bozdu, boşa çıkarttı, daha şimdiden etkisiz kıldı. Böyle devam ederse çok daha fazla olacak. Bunun doğru anlaşılmasını gerektiğini düşünüyorum. Özellikle de böyle bir mücadele içinde olan herkes böyle görmeli, böyle anlamalı. Kendilerini daha çok bilinçlendirmeli, örgütlemeli ve bu devrimci kalkışı, kadın devrimini, halk özgürlük devrimini her yere yaymak, daha da geliştirmek, örgütlü kılmak için herkes elinden gelen çabayı kat kat arttırarak sürdürmeli. Doğru olan bu. Bu temelde çalışan, mücadele eden herkesi selamlıyorum.

6 Ocak’tan sonra Rojava’da ortaya çıkan bir manzara oldu. Siz bunun bir kısmına değindiniz, bunun diğer kısımlarına dair neler söylenebilir?

Şunu ifade edebilirim. Halk tutumunu ortaya koydu, büyük bir devrim yaşıyor. Bu devam edecek. Süreç gereği de böyle. Bunu doğru anlamak lazım. Bunun için de daha çok örgütlenme ve daha çok mücadele gerekli. Daha çok cesaret ve fedakârlık gerekli. Bunu böyle görebilmeliyiz. Güç silahta, parada değil. Gerillanın gücü de silahından gelmiyordu. Onun bilincinden, cesaretinden, fedakârlığından, toplumsallığından, ortaklaşmasından, ideolojik duruşundan, yaşamından geliyordu. Esas olan bu. Güç buradadır. Bunu geliştirmek lazım. Yanlış yerde güç aramamak lazım. Bu iktidarcı, çıkarcı, maddiyatçı yaklaşımlardan uzak durmak gerekli. Onları ne kadar geliştirsen de bir gün aynı hızda geri düşersin. Dünya tarihi böyle. Bu bakımdan daha çok bilinçlenmek, kendini eğitmek, daha çok örgütlenmek, daha çok toplumsallaşmak, dayanışmak, paylaşmak, komünleşmek gerekli. Daha çok toplumsallaşmalıyız.

Bireyciliği daha fazla azaltmalıyız. Üzerine gitmeliyiz. Bireyci, maddiyatçı yaklaşımlardan bir sonuç çıkmaz. Diğeri, iki konu üzerinde de durabiliriz. Belirttim ya, Kürt siyasetine talimat verdi Halk eylemleriyle, toplum duruşuyla. Kürt siyaseti bunu değerlendirmeli tabii. Bunu değerlendirmezse toplumun gerisine düşer. Bu bakımdan da Demokratik Kürt Birliği çok acil, ertelenemez, önemli bir görev haline gelmiş durumda. Biz bu bilinçteyiz. Önder Apo’nun çağrısı da bu temeldedir. Hareket olarak yaklaşımımız bu yönlü ve bu temelde her türlü çabayı harcamaya hazırız. Ama bütün siyasi hareketler böyle olmalı. Güney Kürdistan’da yönetim olan partiler başta olmak üzere, dört parça Kürdistan’daki örgütler, aydınlar, kurumlar Demokratik Kürt Birliği’ni mutlaka yaratabilmeliler.

Şunu söyleyeceğim, böyle bir birlik olursa halkın ayağa kalkışı, koşulların sunduğu imkânlar, her türlü özgürlükçü gelişmeyi sağlamak için yeterli. Ama böyle olmazsa da tehlikeler büyük. Rojava’ya saldırı tehlikenin ne kadar ciddi olduğunu net gösterdi. Herkese gösterdi. Buradan ders çıkartmak lazım. Bunun için de ulusal birlik tartışmaları, çağrıları oluyordu hep. Bunu demokratik çerçevede, herkesin eşitçe, özgürce katılacağı, sorumluluk duyacağı temelde Kürt aydınları, siyaseti gecikmeden birlik yaratabilmeliyiz. Hem tehlikeleri önlemek hem de imkânları doğru değerlendirmek böyle bir demokratik birliğe bağlı.

ULUSLALARASI DAYANIŞMA DAHA FAZLA GELİŞTİRİLMELİ

İkincisi ise Rojava Kürt direnişi bir kere daha bütün dünyayı etkiledi. Dünyanın dört bir yanındaki gençleri harekete geçirdi. Enternasyonal dayanışmalar, her tarafta eylemler olduğu gibi Rojava’ya gelmek üzere gençler sınıra kadar geldiler, geri çevrildiler. Dünya halklarını, kadınlarını, gençlerini, sosyalist, demokratik güçlerini DAİŞ’e karşı direniş kadar mevcut bir aylık halkın direnişi etkiledi. Bu dünyanın dört bir yanında özgürlükçü demokratik eğilimlerin, akımların gelişmesi için zemin sundu, imkan yarattı. Bunun değerlendirilmesi lazım. Bu anlamda bir şeyler kaybetmiyoruz. Aslında bu bir aylık direnişle Fırat’ın doğusundaki bir adada kalan değil, dünyanın her tarafına yayılan bir anlayış, hareket, ideolojik duruş, yaşam tarzı haline geldik. Bunun önü açıldı.

Bu bakımdan tabii uluslararası dayanışmayı daha çok geliştirmeliyiz. Enternasyonal çalışmalar deniliyor. Bunları daha çok arttırmalıyız. Dünyanın dört bir yanında bu direnişin anlamını, önemini, bunun her alanda nasıl temsil edileceğini kadınlara, gençlere, işçilere, emekçilere, halklara yaymalıyız. Gerçekten de Demokratik Kürt Birliği ne kadar elzemse güncel açıdan, Uluslararası Dayanışma, Enternasyonal Dayanışma da sol, sosyalist, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi güçler açısından o kadar elzemdir. Bu hale geldi. Bu da çok önemli bir durum, çok önemli bir gelişme, çok önemli bir sonuç. Bunun zeminini çok güçlü hale getirdi. Bu anlamda hem Kürt siyasi güçlerini hem de tüm uluslararası demokratik, sosyalist, özgürlükçü çevreleri bunları doğru değerlendirmeye ve üzerlerine düşen görevleri yerine getirmeye çağırıyorum.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönderTara
Önceki yazı

Reel Sosyalizm Sonrası Kürt Ulusal Hareketinde Yeniden Şekillenen Demokratik Topluma Dayalı Sosyalizm Paradigması

Sonraki Yazı

KCK: ‘Rêber Apo’ya Özgürlük Rojava’ya Statü’ Sloganıyla Ayağa Kalkalım

Sonraki Yazı
KCK YK Eşbaşkanlığı mültecilere ırkçı saldırıyı kınadı

KCK: 'Rêber Apo’ya Özgürlük Rojava’ya Statü' Sloganıyla Ayağa Kalkalım

Manşet

  • KCK: ‘Rêber Apo’ya Özgürlük Rojava’ya Statü’ Sloganıyla Ayağa Kalkalım
  • Kalkan: Rojava Direnişi Bir Kez Daha Tüm Dünyayı Etkiledi
  • Reel Sosyalizm Sonrası Kürt Ulusal Hareketinde Yeniden Şekillenen Demokratik Topluma Dayalı Sosyalizm Paradigması
  • Hamburg Gençliği Rojava İçin Film Gecesi Düzenledi
  • Derik’te 80 Genç Öz savunma Temelinde Silah Eğitimi Alıyor
  • KCK’den M. Emin Bozarslan İçin Başsağlığı Mesajı
  • QSD 2 Şehidin Kimliğini Açıkladı
  • Hesekê’de 15 Şubat Komplosuna Karşı Yürüyüş: “Direnişi Büyüteceğiz”

En Çok Okunanlar

  • QSD 2 Şehidin Kimliğini Açıkladı

    QSD 2 Şehidin Kimliğini Açıkladı

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • ADIM VEJİN, ADIM JİYAN!

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Şêxmeqsûd Direnişi Şehitlerinin Kimlikleri Açıklandı

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Şehit Çiya Rizgar Anısına

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Riha ve Amed’de Gençlik Buluşmasına Çağrı: “Birlikte Karanlığa Işık Olalım, Umudu Büyütelim”

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Hesekê’de 15 Şubat Komplosuna Karşı Yürüyüş: “Direnişi Büyüteceğiz”

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • KCK’den M. Emin Bozarslan İçin Başsağlığı Mesajı

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Hamburg Gençliği Rojava İçin Film Gecesi Düzenledi

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Kalkan: Rojava Direnişi Bir Kez Daha Tüm Dünyayı Etkiledi

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • TOLA SALAN

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
Şimdi Oynatılan
Nûçe Ciwan

Copyright © Nûçe Ciwan 2018. Tüm hakları saklıdır.

Bizi Takip Edin

  • Telegram
  • Whatsapp
  • Twitter
  • YouTube

Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Dil
    • Kurmancî
    • Türkçe
  • Anasayfa
  • Haberler
    • Kurdistan
      • Bakur
      • Başûr
      • Rojava
      • Rojhilat
    • Ortadoğu
    • Avrupa
    • Dünya Çapında
  • Derinlik
    • Analiz
    • Röportajlar
    • Açıklamalar
  • Gençlik
    • Öğrenci
    • Enternasyonal
    • Eylemler
    • Werin Cenga Azadiyê
  • Önemli Başlıklar
    • Önder Apo
    • Şehitler Anısına
    • Devrimci Halk Savaşı
    • Kimyasal silahlar
  • Özel
  • Tüm Haberler

Copyright © Nûçe Ciwan 2018. Tüm hakları saklıdır.