Enter your email Address

Cumartesi, Şubat 7, 2026
  • Kurmancî
  • Türkçe
[email protected]
Nûçe Ciwan
  • Anasayfa
  • Haberler
    • Kurdistan
      • Bakur
      • Başûr
      • Rojhilat
      • Rojava
    • Ortadoğu
    • Avrupa
    • Dünya Çapında
  • Derinlik
    • Analiz
    • Röportajlar
    • Açıklamalar
    • Dergiler
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Kürdistan Gençliği
    • Öğrenci
    • Avrupa
    • Enternasyonal
    • Eylemler
    • Kültür Sanat ve Spor
    • Werin Cenga Azadiyê
  • Önemli Başlıklar
    • Önder Apo
    • Şehitler Anısına
    • Devrimci Halk Savaşı
    • Kimyasal silahlar
  • Özel
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Nûçe Ciwan
  • Anasayfa
  • Haberler
    • Kurdistan
      • Bakur
      • Başûr
      • Rojhilat
      • Rojava
    • Ortadoğu
    • Avrupa
    • Dünya Çapında
  • Derinlik
    • Analiz
    • Röportajlar
    • Açıklamalar
    • Dergiler
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Kürdistan Gençliği
    • Öğrenci
    • Avrupa
    • Enternasyonal
    • Eylemler
    • Kültür Sanat ve Spor
    • Werin Cenga Azadiyê
  • Önemli Başlıklar
    • Önder Apo
    • Şehitler Anısına
    • Devrimci Halk Savaşı
    • Kimyasal silahlar
  • Özel
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Nûçe Ciwan
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Anasayfa Haberler

Bayık: Rojava’da Demokratik Toplum ve Kürt İradesi Hedefte

07/02/2026 - 8:38
içinde Haberler, Kurdistan, Manşet, Önemli Başlıklar, Ortadoğu, Röportajlar, Toplumsal, Tüm Haberler
Reading Time: 26 mins read
A A
Bayık: Rojava’da Demokratik Toplum ve Kürt İradesi Hedefte
PaylaşTweetle

BEHDÎNAN – Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik saldırıların bu küresel ve bölgesel savaşın bir parçası olduğunu vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, saldırıların Rojava Devriminin tüm boyutlarıyla Orta Doğu alanında yürütülen yeni paylaşım savaşını tıkadığı için hedef alındığını söyledi. “Rojava’ya yönelik saldırıların hem uluslararası hem bölgesel boyutları var” diyen Bayık saldırıların, uluslararası güçlerin devlet merkezli politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu dile getirdi.

“Uluslararası güçler devletleri esas aldıklarından bütünlüklü bir Kürt politikası yoktur” belirlemesinde bulunan Cemil Bayık, Türkiye, HTŞ ve bölgedeki diğer aktörlerin bu zeminde ortaklaştığını ve “Kürt iradesini kırmak” amacıyla harekete geçirildiğini ifade etti.

Rojava’ya yönelik yönelimin yalnızca askeri ya da siyasi değil, aynı zamanda ideolojik bir saldırı olduğuna dikkat çeken Bayık, “Rojava’ya ve Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik saldırının önemli bir boyutunun da demokratik toplumu hedeflemiş olmasıdır” dedi ve burada kurulan sistemin “kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigmasına” dayandığına dikkat çekti. Bu nedenle saldırıların, “doğrudan demokratik toplum paradigmasına bir saldırı” anlamına geldiğini belirten Bayık, Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’deki özyönetim modelinin Ortadoğu’nun geleceği açısından taşıdığı anlamın bu yönelimlerin temel hedefi haline geldiğini ifade etti.

Cemil Bayık’ın ANF’ye verdiği özel röportajın ilk bölümü şu şekilde:

Tüm dünyayı etkileyen, günlük olarak yapısal değişimlerin ve gelişmelerin yaşandığı bir süreçteyiz. Dünyanın birçok bölgesinde yerel ya da bölgesel düzeyde çatışmalı durumlar ve savaşlar var. Ekonomik, toplumsal, hatta diplomatik krizlerle her yana yayılmış bir savaştan bahsedilebilir. Önder Apo, bunu Üçüncü Dünya Savaşı olarak tanımlamıştı. Savaşın merkezi de genel olarak Ortadoğu, özelde ise Kürdistan olarak görünüyor olmasını nasıl açıklamak gerekir? Savaşın merkezinin Kürdistan olmasının sebepleri nedir? Kürdistan’ın bu bağlamda nasıl bir önemi var? Neden hedefte?

Birinci Körfez Savaşından beri 3. Dünya Savaşı yaşanmaktadır. 1. ve 2. Dünya Savaşlarına benzemediği için 3. Dünya Savaşının başladığını ve sürdüğünü göremiyorlar. 3. Dünya Savaşı küreselleşmiş kapitalizm koşullarında sürüyor. 1. ve 2. Dünya Savaşlarındaki gibi katı kamplaşmalara dayalı sert bir savaş sürmemektedir. Çünkü 1. ve 2. Dünya Savaşlarındaki gibi birbirini kısa sürede yenilgiye uğratmayı amaçlayan bir kamplaşma ve savaş tarzı yok. Ancak çelişkilerin ve savaşın çeşitli biçimlerde süreklileştiği bir savaş var. Çeşitli ve değişken ittifaklarla diğer kapitalist ülkeleri geriletmek ve kendini daha güçlü kılmak isteyen sistem içi bir mücadele kesintisiz bir şekilde yürütülmektedir.

Dünya savaşları her zaman eski dengelerin yıkıldığı, yeni siyasi dengelerin ve göreceli bir statükonun oluşturulmak istendiği dönemlerde gerçekleşir. Şimdi de soğuk savaşın bitmesiyle dağılan siyasi dengeler ve statükonun yerine küresel kapitalist sistemin ihtiyacına göre yeni siyasal dengeler yaratma ve göreceli statüko oluşturma savaşı sürmektedir. Bu savaş küresel kapitalizmin karakterinden dolayı on yıllara yayılan ama süreklileşen bir savaş olmaktadır. Bunun da ağırlıklı olarak bölgesel düzeyde savaşlar biçiminde sürme durumu vardır. Tüm bu gerilim, çatışma ve savaşlar 3. Dünya Savaşının parçası olmaktadır. 3. Dünya Savaşının karakterini böyle anlamak gerekir. Bunun da küresel kapitalizm gerçeği ile bağlantısı olduğunu bilmeliyiz.

3. Dünya Savaşı aynı zamanda küresel kapitalizmin krizi ile iç içe sürmektedir. Küresel kapitalizm çoklu bir kriz yaşamaktadır. Topluluklar ve ülkeler arasındaki gelir uçurumu, ekolojik kriz, kadın üzerindeki egemenliğin inceltilmiş olarak ağır biçimde sürmesi, göç sorunu, silahlanma, savaşların süreklileşmesi bu krizin temel boyutlarıdır. Bu sorunlara sistem içi sol muhalefet bir çözüm getiremediğinden sağ partiler çoğu ülkelerde iktidara gelmektedir. Sağ iktidarların çoğalması kapitalizmin krizinin çok ağırlaştığının ifadesi olmaktadır.

Krizin ağırlaşmasının demokrasi ve özgürlük güçlerine tarihsel bir görev yüklediği açıktır. Bu kriz ortamında doğru ideolojik-politik yaklaşımlar ve çözüm projeleri olanların kazanma şansı yüksektir. Bu açıdan Rêber Apo’nun paradigmasının bu krizi yaratan sorunlara cevap olacak bir karaktere sahip olması bizlerin mücadelesinin daha fazla gelişeceğini ortaya koymaktadır.

3. Dünya Savaşının Ortadoğu ve Kürdistan üzerinden sürmesi Rêber Apo’nun paradigması ve çözüm projelerinin gelişme ve sonuç alma zeminine kavuştuğunu göstermektedir. Bugüne kadar gelişme gösteren Özgürlük Hareketimiz, zorluklar ve engeller ne kadar fazla olsa da Önderlik paradigmasının doğru pratikleşmesi durumunda şimdiye kadar yaratılan gelişmelerden daha fazlasını sağlayacağı görülmektedir. Zor koşullar Hareketimizin doğuşunu sağladığı gibi önümüze çıkacak zor koşullar bizim için mücadele ve kazanma gerekçesi olacaktır.

Ortadoğu tarih boyu siyasal dengelerin ve göreceli statükoların kurulmasının gerçekleştiği coğrafya olmuştur. Bugün de Ortadoğu dünya dengelerinin kurulacağı bir savaş alanı haline gelmiştir. Kürdistan da Ortadoğu’nun merkezinde olduğundan savaş Kürdistan ve çevresinde yoğunlaşmaktadır.

Ortadoğu siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak dünya için önemini korumaktadır. Küreselleşen dünyamızda Ortadoğu, Avrupa ve Afrika’yı bir bütün olarak görmek gerekir. Buna Asya’nın batısını da eklersek Ortadoğu’nun jeopolitik olarak ne kadar önemli olduğunu anlarız. Küreselleşen kapitalizm ve tüketim toplumu için enerjinin su kadar hayati önemde olduğunu da hesaba kattığımızda bu savaşın neden Ortadoğu ve merkezindeki Kürdistan’da sürdüğünü daha iyi anlarız.

Kuşkusuz İsrail’in varlığı ve bölgede etkisini artırmak istemesi ve bu yönlü hamleler yapması da 3. Dünya Savaşının Ortadoğu’da yoğunlaşmasını sağlayan diğer bir temel etkendir.

Kürdistan ise Ortadoğu’nun 4 devlet sınırları içinde kalmıştır. Zaten Ortadoğu’nun dengelerini bu 4 devlet belirlemektedir. Bu durumda Kürdistan, Ortadoğu’daki savaşın merkezinde kalmaktadır. Ancak Kürtler bugün onlarca yıllık mücadeleleriyle önemli bir siyasi güç haline gelmişlerdir. Hem içinde yer aldıkları ülkede hem de Ortadoğu’nun siyasi dengelerinde çok önemli bir yere sahiptirler. Artık hiçbir uluslararası ve bölgesel güç Kürtleri dikkate almadan doğru ve sonuç alıcı bir Ortadoğu politikası yürütemez. Kuşkusuz hala konumları nedeniyle devletleri esas alsalar da Kürtler de bu siyasal dengeler içinde mutlaka yer alacaklardır. Kürtlerin varlık ve özgürlük sorunu çözülmeden ne Kürdistan üzerinde egemenlik kuran ülkeler bir istikrar kazanır ne de uluslararası güçlerin bölge politikaları sonuç alır. Kürt sorununun çözümsüzlüğü Ortadoğu’da yaşanan siyasal krizin ve sorunların en temel etkenidir.

Kürdistan’ın 4 parçasında Kürtlerin etkin olması uluslararası ve bölgesel güçlerin Kürtleri kendi etkilerine alma çabalarını da beraberinde getirmektedir. Kürtleri ya etkisizleştirmek yada kendi politikalarının parçası haline getirmek istemektedirler. Bu açıdan bölge savaşı bir de Kürdistan üzerinde yürütülmektedir. Kürtler de bu önemli konumlarını politik mücadelede değerlendirerek Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesinde kazanımlar elde etme mücadelesi vermektedir.

Önder Apo, 2013-15’teki görüşmeler sürecinde, Suriye’de tıkanan emperyalist saldırıların ve savaşın bir süre sonra kuzeye ve doğuya doğru kayacağından bahsetmişti. Bugün yaşananlar bunu doğruluyor mu? Örneğin, savaşın Suriye’de yoğunlaşması hakkında ne düşünüyorsunuz? ABD son dönemde açıkça Irak ve İran’ı hedef tahtasına koymuş durumda. Savaşın Irak, İran’a sıçraması söz konusu mu? Olası sonuçları ne olur? Türkiye bundan nasıl etkilenir? Sıra Türkiye’ye gelecek yorumlarına katılıyor musunuz?

Akdeniz’in doğusu Ortadoğu’ya ve Avrupa’ya açılan kapı gibidir. Burada da Suriye, Lübnan ve İsrail bulunmaktadır. Gazze de İsrail tarafından işgal edilmiştir. Tarih boyu Suriye üzerinde önemli bir mücadele verilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu da Suriye kapısını açarak tüm Ortadoğu’ya hakim olmuştur. Haçlı Seferlerinin en yoğun olduğu alan da burasıdır. 1. Dünya Savaşında da Ortadoğu coğrafyasında önemli savaş ve siyasal mücadele alanlarının başında gelmiştir. İngiltere ve Fransa arasında mücadele alanı olmuştur. Sonunda Fransa Suriye’ye, İngiltere de Irak ve Ürdün’e hakim olarak bölgede etkin olmak istemişlerdir. İsrail’in kuruluşu Lübnan ve Suriye’nin konumunu daha da önemli hale getirmiştir. Bu açıdan Suriye’deki siyasi dengeler ve siyasi durum bir istikrara kavuşmadan Ortadoğu’nun geleceğinde her zaman belirsizlikler olacaktır. Bu nedenle ABD ve İngiltere Türkiye’nin de desteğiyle HTŞ’yi harekete geçirip Suriye’de BAAS rejimine son vermişlerdir. Kuşkusuz BAAS rejiminin sonlandırılmasında İsrail’in de rolü vardır. BAAS rejiminin yıkılışından sonra İsrail’in Suriye’ye müdahalesi de bu yıkılma planının bir parçası olarak gerçekleşmiştir.

İran’daki mevcut siyasi rejim ABD ve İsrail’in hedefindedir. İlk önce İran’ın Ortadoğu’daki vekil güçlerini etkisiz kıldılar. Şimdi doğrudan İran’ı hedefliyorlar. Irak’ta, ABD işgali ile yeni bir siyasi sisteme geçildi. Hala da ABD etkisinin olduğu bir ülkedir. Ancak İran’ın nefes aldığı yerlerden biri Irak olduğu için burada Irak yönetimini İran’a destek olacak durumdan çıkarmak istiyorlar. Özellikle Haşdi Şabi’yi etkisiz kılmayı amaçlıyorlar. Sudani hükümeti döneminde bu konuda bazı adımlar atıldı. Ama ABD ve İsrail bunu yeterli görmüyor. İran’a nefes olan bir durumdan çıkarmak istiyorlar. Bu nedenle Trump, Şiilerin başbakan adayını tehdit etti. Eğer bir uzlaşma yaratılamazsa Irak’a da bazı yönelimler olur. İstikrar kazanmamış olan Irak’ta siyasal dengeler değişebilir. ABD’nin ilk tercihi bir uzlaşma yaratma yönünde de olabilir. Nitekim Maliki başbakanlıktan vazgeçmiş gibidir.

Şu açığa çıkmıştır. Mevcut İran rejiminin ayakta kalma zemini kalmamıştır. Bu rejim ya değişecek yada yıkılacaktır. Eğer köklü değişimler yapmazsa bu sonuç kaçınılmaz görünüyor. Ancak dış müdahaleye dayalı bir yönetim İran’da krizi ve sorunları daha da ağırlaştırabilir. Zaten 12 günlük savaş biraz da bu nedenle durduruldu. Daha sonrasında gelişen serhildanlar rejimi daha da zayıflattı. Sert müdahaleler halk ayaklanmasında bir gerileme yaratsa da rejimin güçlendiği söylenemez.

İsrail ve ABD İran’ın bütünlüklü kalması ama rejimin değişmesinden yanadır. Bütünlüklü bir İran’ı daha fazla kendi çıkarlarına görmektedirler. Rejim yıkıldığında İran parçalanmazsa da özerk bölgelere dayalı bir demokratik sistem kaçınılmaz hale gelir. Aslında İran tarihi yerel özerkliklere dayalı bir siyasal tarihe sahiptir. İran’da bunun çağdaşlaşması istikrar sağlar. Bunu hangi güç gerçekleştirir, onu zamanla göreceğiz. Ortadoğu tarihi aslında yerellerin özerklik içinde yaşadığı bir tarihtir. Milliyetçilik fitnesi batıdan gelmiştir. Bugün Ortadoğu sürekli krizler içindeyse bunun önemli bir nedeni de Ortadoğu siyasal tarihine ters olan ulus devlet anlayışının Ortadoğu’ya bir fitne olarak sokulmuş olmasıdır. Zaten meşhur böl-yönet politikası da bu tekçi zihniyete dayalı ulus devlet anlayışına dayanmaktadır.

Eğer Türkiye kendini değiştirmez, demokratik ulus anlayışıyla Türk-Kürt kardeşliğine dayalı bir demokratik sistem haline gelmezse sürekli krizle yaşayan ve kullanılan bir ülke konumundan çıkmaz. Bu durumdan da yararlanan uluslararası güçler, çıkarları temelinde Türkiye’de bir dizayn gerçekleştirebilirler. Kürt sorununun çözümsüzlüğü en zayıf karnıdır. Bu sorunun çözümsüz kalması Türkiye için gerçek anlamda beka sorunları ortaya çıkarır. Türk devleti bir taraftan karşısına çıkabilecek tehlikeleri görüyor; ama bugüne kadar yürüttükleri Kürt politikasını değiştirme iradesi gösteremedikleri için sizlerin de işaret ettiği gibi tehlikelerle karşı karşıya kalabilir.

Rojava Devrimi tüm boyutlarıyla bu yeni paylaşım savaşını tıkadığı için mi saldırıların hedefi oldu? Sebepleri nelerdir? Yeni yüzyılda bir aktör haline gelen Kürtler, devre dışı mı bırakılmak isteniyor? Böylesi bir plan gerçekleşebilir mi? Kürt güçlerine ve halklara neler söylemek istersiniz? Bu konuda Önder Apo’nun pozisyonu nedir?

Kürt sorununun çözümünü en fazla zorlaştıran durum Ortadoğu’nun göbeğinde 4 parçaya bölünmesidir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye. Bu ülkelerin tümünde Kürtler ikinci büyük etnik grupturlar. İran’da Azeriler var, ancak Şialık onlarda önde gelen kimlik olduğundan etnik yanları öne çıkmıyor, çıkarılmıyor. Bu 4 devlet de 20. yüzyılda ulus devlet anlayışıyla şekillendi. Kürt varlığına yönelik en sert yaklaşım Türkiye’de bulunsa da diğer 3 ülkede de Kürtler üzerinde egemenlikçi bir politika yürütülmüştür. Ortadoğu’nun dünya dengelerinde yeri çok önemli olduğundan uluslararası güçler kendi politikaları açısından devletleri esas almaktadırlar. Bu zaten Kürt halkının özgürlük mücadelesinde önemli bir handikaptır. Öte yandan 4 devlet başka konularda karşıt olsalar da Kürtler söz konusu olduğunda ortak politika üretebiliyorlar. Bu gerçekler Kürt halkının özgürlük mücadelesinin hangi zorluklarla karşılaşacağını gösterir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi verilirken bunlar dikkate alınarak politika yürütülmek durumundadır. Belirttiğimiz bu handikapları aşmak bir yönüyle kararlı ve güçlü mücadeleye sahip olmayı, diğer yandan politik incelik ve ustalık gerektirir. Bu açıdan Kürt sorununda hamaset ve kestirme söylemler bir karşılık bulmaz. Özcesi Kürt sorunu dünyanın başka yerlerindeki benzer sorunlarla karşılaştırılamaz. Kürt sorununun çözümsüz kalması taleplerin azlığı yada çokluğu ile ilgili değildir. Ulus devlet anlayışıyla Kürtlerin varlığını yok etmeye yönelik politikalar sonucu çözümsüz kalmaktadır. Kürtler üzerlerinde uygulanan politikayı dünyanın başka yerlerindeki sorunlarla karşılaştırırlarsa hem gaflete düşerler hem de çözüm politikaları üretemezler.

Rojava’ya yönelik saldırıların hem uluslararası hem bölgesel boyutları var. Uluslararası güçler DAİŞ’e karşı ortaklık yapılan Rojava ile taktik ilişkileri sürdürmenin kendi çıkarlarına olmadığını düşünerek; Türkiye ile ve bazı Arap ülkeleriyle ilişkiyi daha önemli gördüler. Esad’ın devrilmesinde Türkiye ve Arap ülkeleriyle uzlaştılar. İsrail’in çıkarları da dikkate alındı. Ortadoğu’da yeni siyasal dengeleri bu ülkelerle ortaklık temelinde yapma politikası yürütülünce HTŞ’nin saldırılarına göz yumuldu. Uluslararası güçler devletleri esas aldıklarından bütünlüklü bir Kürt politikası yoktur. Bu açıdan diğer politik denge ve çıkarlar tercih edildi. Zaten TC ve HTŞ hep bunu sağlayıp saldırıya geçmeyi planlıyorlardı. Suriye’nin güneyini İsrail’e bırakan anlaşma olunca saldırıya geçildi.

Aslında Kürtlerin Ortadoğu’da etkili ve birçok konuda etkileme gücüne sahip olduğunu herkes görmektedir. On yıllardır Kürdistan’ın 4 parçasında yürütülen mücadele Kürtleri siyasal olarak çok etkili bir güç haline getirmiştir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye politikasını etkilemektedirler. Kürt Özgürlük Hareketinin böl-parçala-savaştır-yönet politikalarını aşarak halkların kardeşliğine dayalı bir Ortadoğu’yu hedeflemesi bazı güçlerin işine gelmemektedir. 20. yüzyılda Kürtler için verilen rol, istikrarsızlık kaynağı olması yönündeydi. Böylece hegemonik güçler bölge ülkelerini egemenlikleri altında tutuyorlardı. 20. yüzyıldaki bu politikada bazı gedikler açılmış olsa da hala bırakmamaktadırlar. Kürtler görmezlikten gelinmiyor; ancak Kürtlerin kendini bir çatıştırma konumundan çıkarıp demokratik uzlaşı yoluyla sorunun çözülmesini çıkarlarına görmediklerinden bütünlüklü bir Kürt politikası yürütmüyorlar. Ancak Kürtler bugün Kürdistan’ın her parçasında önemli bir güç haline geldiğinden bu politikanın sürdürülmesi zorlaşmıştır. Kürtler bugüne kadar yürüttükleri mücadeleyi kesintisiz sürdürür, Kürt siyasi güçleri birbirinin önünü kesme yada kendini hakim kılma politikasından vazgeçerse bu politika aşılır ve Kürtler bulundukları her ülkede özgür ve demokratik yaşama kavuşurlar. Rêber Apo’nun demokratik ulusa dayalı demokratik çözüm projesi de Kürtler üzerinde hem uluslararası hem de bölgesel güçlerin izlediği politikayı aşma projesidir. Dar milliyetçi yaklaşımlarla bu politikalar aşılamayacağı gibi Kürtleri soykırım politikalarıyla karşı karşıya getirir. Gerçekleşebilecek demokratik ulusal birlik Kürt halkının bir bütün olarak tüm parçalardaki mücadelesine güç verdiğinde Kürtlerin 4 parçadaki varlık ve özgürlük sorunu çözülür.

Rêber Apo hem Kürtler için stratejik bir akıl ortaya koyuyor; hem de tüm bölge ülkelerinin demokratikleşmesini hedefliyor. Ortadoğu’nun demokratikleşmesi ihtiyacıyla Kürt aklının örtüşmesi sadece Kürtler için değil, Ortadoğu için yeni bir çağ başlatacaktır. Rêber Apo’nun ortaya koyduğu akıl aynı zamanda 21. yüzyılı Kürt yüzyılı haline getirecektir.

Rojava’ya yönelik saldırılar karşısında Kürt halkının Kürdistan’ın 4 parçasında ayağa kalkması ve bu ayağa kalkışın dünya kamuoyunu etkilemesi Kürt halkının özgürlüğünü sağlama gücünün ne kadar yüksek olduğunu bir daha göstermiştir.

Sizce Önderlik paradigması tehdit altında mı? Bölgesel ve küresel güçlerin içinde olduğu bu saldırıların demokratik toplum paradigmasını etkisiz kılmak gibi bir hedefi var mı? Yalnızca Kürt iradesi mi hedef alınıyor? Bu iradenin demokratik toplum paradigmasıyla bağı üzerinden ele alarak, yürütülen saldırıları değerlendirebilir misiniz?

Rêber Apo’nun kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigması, iktidar, devlet ve kapitalizm karşıtı bir paradigmadır. Kuşkusuz halklar üzerinde otoriter iktidar olanlar ve insanlığı yok etme noktasına getiren kapitalist modernist güçler Rêber Apo’nun paradigmasını kabul etmezler; gelişmesi önünde engel olurlar. Bu açıdan sadece Rojava’da değil, Rêber Apo ve Kürt Özgürlük Hareketinin etkisinin olduğu her yerde bu paradigmaya karşı bir tutum içinde olurlar. Kadınlar, gençler, emekçiler ve bir bütün ezilen topluluklar iktidara, toplumlar üzerinde baskı aracı olan devlete ve doğayı sömüren ve katleden kapitalist moderniteye boyun eğmeyecektir. Zaten dünyanın her tarafında farklı ideolojik yada siyasi eğilimde olanlar toplum ve doğa karşıtı bu güçlere karşı mücadele veriyorlar. Bu konuda sistematik bir ideolojiye ve teoriye sahip olan Hareketimiz tabi ki en etkili mücadele verecek bir güçtür. Ancak biz bu mücadeleyi cepheden ve karşı karşıya gelip vuruşarak değil, demokratik ortamda vermeyi tercih ediyoruz. Mücadelemizin bir boyutu da bu mücadele zeminine kavuşmaktır. Ezilen halklar ve toplumlar mücadelelerini en etkili olarak bu koşullarda verirler. Kürdistan’ın 4 parçası ve söz konusu ülkelerde böyle bir mücadele tarzını hedefliyor ve esas almak istiyoruz. Başûrê Kürdistan federasyonu açısından da böyle bir ideolojik ve siyasi mücadelenin doğru olduğunu düşünüyoruz.

Rojava’ya ve Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik saldırının önemli bir boyutunun da demokratik toplumu hedeflemiş olmasıdır. Şam hakimi HTŞ, tabi ki Rojava-Kuzey-Doğu Suriye’deki demokratik sistemi kabul edemez ve sindiremezdi. Bu açıdan Kuzey-Doğu Suriye ile bir gerilim yaşayacağı açıktı. Bu, demokratik bir ortam içinde var olacak bir gerilim mi, yoksa şiddet araçlarının devreye girmesiyle mi olacaktı? Şam hakimlerinin demokratik zihniyeti olmayınca şiddeti kullanacağı sır değildi. Tabi ki bunu tek başına yapma zemini ve gücü yoktu. Uluslararası güçlerin onayı ve bölge ülkelerinin desteği olunca hem bu demokratik sistemi ortadan kaldırmak hem de Kürt iradesini kırmak için harekete geçirildi.

Rojava’nın demokratik sisteminin hedef alındığı açıktır. Tom Barrack Ortadoğu’da demokrasi olmaz, monarşi uygundur, dedi. Bu aslında Ortadoğu halklarına hakarettir; demokrasiyi Ortadoğu halklarına layık görmemektir. Bu söylemle birlikte Kuzey-Doğu Suriye tehdit altına girmişti. Ortadoğu için monarşi önerilirse tabi ki Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye demokratik sistemi Ortadoğu monarşileri ve demokratik olmayan sistemi için tehlike olarak görülür. Bu demokratik sistem, kapitalist modernist sistemin öngördüğü Ortadoğu için tehlike anlamına gelir. Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’ye, demokratik özerk sistemine saldırının bir amacı kendileri için tehlike gördüklerini tasfiye etmek olmaktadır.

Türkiye zaten şimdiye kadar demokratikleşmeyi bekasına tehdit olarak gördü. Kürtler yararlanır diye demokratikleşme adımları atmadı. Demokrasi, doğal sonuç olarak yerel demokrasi demektir, yerel iradeyi dikkate almaktır. Bu nedenle Türkiye, Avrupa yerel özerklik şartını kabul etmiyor. Demokrasi olup da farklı kimliklerin özgünlüğünü ve özyönetimini kabul etmeyen bir ülke yoktur. Demokrasi halkın iradesinin gerçekleşmesi ise yerel irade de kabul edilecektir. Türkiye’de ise illerde valinin, ilçelerde kaymakamların yetkisi halkın seçtiği belediye başkanlarından fazladır. Belediyeler sadece yol, su, kanalizasyon, çöp toplama gibi faaliyet alanları ile sınırlı bir çalışma alanına sahiptir.

Ne koalisyon güçleri ne HTŞ ne de Türkiye Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’nin kurduğu özyönetim sistemini kabul etmiştir. Demokrasiyi kendi sistemlerini etkisiz kılacağı bir yönetim sistemi olarak görüyorlar. Bu açıdan Kürtlerin iradesini kırmayla birlikte Kuzey-Doğu Suriye’de demokratik sistemi tasfiye etmeyi amaçlamışlardır. Çünkü Arap, Süryani, Çerkes, Türkmen, Ermeni toplumuna dayalı bu sistemi Rojava Devriminin yarattığı Kürt iradesi ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla bu Kürt iradesine saldırı doğrudan demokratik toplum paradigmasına bir saldırıdır. Eğer bu paradigma Suriye’de etkili olursa bunun tüm Ortadoğu’ya sıçrayacağını görmüşlerdir.

Hal böyleyken paradigmanın boşa çıkarıldığı, demokratik toplum inşasının ve halkların bir arada, demokratik, özgür ve adil yaşayabileceği fikrinin çöktüğü, hatta Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi şahsında bunun bir hayal, ütopya olduğu yönünde yer alan değerlendirmelere nasıl bakıyorsunuz?

Rêber Apo’nun kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigmasının ve bunun öngördüğü demokratik toplum inşasının çöktüğünü söylemek insanlığın kapitalizme, baskıcı sömürücü sistemlere muhtaç olduğunu söylemektir. Bir zamanlar Francis Fukuyama tarihin sonu geldi demişti. Yani insanlık için son sistem neoliberalizmdir, bundan öte bir siyasi toplumsal ve ekonomik sistem olamaz denilmişti. Reel sosyalizm, esas olarak kendi iç yanlışlıklarından dolayı çözülünce bu, kapitalizmin zaferi olarak görülmüştü.

Bugün çöken bir sistem varsa bu da devletçi, iktidarcı kapitalist modernist sistemdir. Şu anda dünyada insanlığa yaşattığı sorunlar ve bunalım bu sistemin aşılmasının gerektiğini her gün insanların yüzüne vurmuyor mu? Halkların demokratik, özgür ve adil yaşayabileceği fikrinin Kuzey-Doğu Suriye şahsında çöktüğünü söyleyenlerin zihniyetleri çöküntü içindedir. Daha doğrusu başka fikirlerin kölesi olan, özgür ve demokratik yaşam fikrinden yoksun kesimlerdir. Bu paradigmanın bırakalım çökmesi; insanlığa yeni umut olan ve giderek daha fazla benimsenecek bir fikir ve bunun öngördüğü toplumsal ve siyasal bir sistemdir. Sizin belirttikleriniz, milliyetçi ve kapitalist modernist sistem dışında bir sistem bilmeyenlerin demagojik söylemleridir. Aslında Apo ve PKK karşıtlığı onlara bunları söyletmektedir. 50 yıldır Rêber Apo ve PKK’de kusur bulma paranoyasında olanların söylemidir. Ancak halklar, emekçiler, kadınlar, gençler, özgürlük arayışında olan güçler bu paradigmayı umut olarak görmektedirler.

Bu paradigma 14 yıldır eksiği ve yetersizliği ile Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’de pratikleşmiştir. Türkiye ve Önderlik karşıtı olanlar dışında dünyanın örnek gördüğü bir model olmuştur. Böyle bir paradigmaya dayalı toplumsal sistem kurulabileceği kanıtlanmıştır. Rojava’daki pratikleşmede eleştirilecek ve bizim de eleştirdiğimiz eksiklikleri vardır. Ama bir toplumsal yaşam sistemi kurulmuştur. Kadınlar hiçbir yerde olmadığı kadar özgür yaşama kavuşmuştur. Kürt, Arap, Çerkez, Süryani, Ermeni, Türkmen kavga etmeden kardeşçe yaşamıştır. Uluslararası güçlerin, Kürt ve demokrasi düşmanı güçlerin saldırısıyla bu sisteme belli yönleriyle darbe vurulmuş olsa da bu fikrin ve projenin çöktüğü söylenemez. Sadece bu projenin pratikleştirilmek istendiği bazı alanlar demokrasi düşmanları tarafından işgal edilmiştir.

Hz.İsa’nın da Hz.Muhammed’in düşüncelerinin de bir hayal ve ütopya görülüp vazgeçirilmek istendiği biliniyor. İnsanlığı bitiren kapitalist modernist sistem karşısında insanlara umut olacak bir ütopya sunmamak insanlık olarak ölüme yatmaktır. İnsanlık ölmemiştir. Önderlik paradigması insanlığın ölmediğini, insanın var olma koşulu olan toplumsallığın demokratik değerlerle yeniden canlanacağını söylemek tam da gerçekleşebilecek bir çağrıdır, bir kurtuluş projesidir. İnsanlık ne mevcut iktidarcı devletçi sistemi kabul edebilir ne de kapitalist modernist sistemi. Çökmüş olan bir fikir ve sistem varsa o da erkek egemenlikçi iktidarcı devletçi sistemdir. Yaşayan, yaşatacak ve insanlığın geleceği olan sistem ise Rêber Apo’nun paradigmasıyla sağlanacaktır.

Halklar bir arada yaşayamaz, ancak birbirine düşman olur ve birbirilerini boğazlarlar, denilebilir mi? Demokratik, özgür ve adil bir sistem kurulamaz, denilebilir mi? Ortadoğu insanlığın beşiğidir; birçok değer buradan dünyaya taşınmıştır. Daha sonra dogmatizm, tutuculuk var oldu diye Ortadoğu’dan bir şey çıkmaz demek, Ortadoğu’nun tarihsel değerlerini yok saymaktır. Oryantalist, yani batıcı bir düşünce ile Ortadoğu’ya bakmaktır. Kendini küçümseyen ve bizden bir şey çıkmaz demektir. İşte bu düşüncelerin geleceği yoktur! Rêber Apo tüm insanlık için bir kurtuluş projesi ortaya koyuyor. Ama aynı köyden peygamber çıkmaz, denilmesi gibi Kürt ve Ortadoğulu birinin böyle bir kurtuluş paradigması ortaya koyamayacağı düşünülüyor. Önderlik paradigmasına saldıranların ve burun kıvıranların ruh halinin de böyle olduğunu söylemek yanlış olmaz. Rêber Apo’nun paradigması, ortaya koyduğu değerler övülüp sahiplenileceğine böyle yaklaşımlar insanlığın özgür, demokratik ve kardeşçe yaşayamayacağını söylemektir. Bir zamanlar sağ ve faşist zihniyetli insanlar sosyalistlere insan doğası bencildir, bireycidir, böyle toplumcu bir sistem kurulamaz derlerdi. Şimdi Önderlik paradigmasında kusur arayanların da benzer bir saplantılarının olduğu anlaşılıyor. Özcesi bu paradigma ve öngördüğü proje çökmedi; aksine giderek daha fazla gelişecek ve halklar tarafından sahiplenilecektir.

Devam edecek

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönderTara
Önceki yazı

TCŞ Gençliği Hamburg’da Kobanê’ye Yönelik Kuşatmaya Karşı Alanlardaydı

Manşet

  • Bayık: Rojava’da Demokratik Toplum ve Kürt İradesi Hedefte
  • TCŞ Gençliği Hamburg’da Kobanê’ye Yönelik Kuşatmaya Karşı Alanlardaydı
  • QSD’nin Arap Savaşçısı Ezîz Ereb: Dış Güçlerin Oyunlarına Gelmeyin
  • Hesekê’de Nöbet Tutan Gençler Önder Apo’nun Değerlendirmelerini Dinledi
  • Berlin’de Rojava’ya Yönelik İşgal Saldırılarına Karşı Broşür Çalışması
  • Ortadoğu Krizi, Rojava’ya Yönelik Saldırılar ve Kürt Özgürlük Hareketinin Tarihsel Rolü
  • KCK, 6 Şubat Depreminde Yaşamını Yitirenleri Andı
  • Çok Sayıda Kentte Depremde Yaşamını Yitirenler Anıldı

En Çok Okunanlar

  • Ortadoğu Krizi, Rojava’ya Yönelik Saldırılar ve Kürt Özgürlük Hareketinin Tarihsel Rolü

    Ortadoğu Krizi, Rojava’ya Yönelik Saldırılar ve Kürt Özgürlük Hareketinin Tarihsel Rolü

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Berlin’de Rojava’ya Yönelik İşgal Saldırılarına Karşı Broşür Çalışması

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • QSD’nin Arap Savaşçısı Ezîz Ereb: Dış Güçlerin Oyunlarına Gelmeyin

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Bayık: Rojava’da Demokratik Toplum ve Kürt İradesi Hedefte

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Önder Apo, QSD-Şam Anlaşması Öncesi Kime Ne Mesaj Gönderdi?

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • TCŞ Gençliği Hamburg’da Kobanê’ye Yönelik Kuşatmaya Karşı Alanlardaydı

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Hesekê’de Nöbet Tutan Gençler Önder Apo’nun Değerlendirmelerini Dinledi

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • KCK, 6 Şubat Depreminde Yaşamını Yitirenleri Andı

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Paris’te Gençlik Öncülüğünde Rojava Saldırılarına Karşı Yürüyüş

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Ludwigsburg’da Kürdistanlı Gençlerden Rojava İçin Yürüyüş

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
Şimdi Oynatılan
Nûçe Ciwan

Copyright © Nûçe Ciwan 2018. Tüm hakları saklıdır.

Bizi Takip Edin

  • Telegram
  • Whatsapp
  • Twitter
  • YouTube

Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Dil
    • Kurmancî
    • Türkçe
  • Anasayfa
  • Haberler
    • Kurdistan
      • Bakur
      • Başûr
      • Rojava
      • Rojhilat
    • Ortadoğu
    • Avrupa
    • Dünya Çapında
  • Derinlik
    • Analiz
    • Röportajlar
    • Açıklamalar
  • Gençlik
    • Öğrenci
    • Enternasyonal
    • Eylemler
    • Werin Cenga Azadiyê
  • Önemli Başlıklar
    • Önder Apo
    • Şehitler Anısına
    • Devrimci Halk Savaşı
    • Kimyasal silahlar
  • Özel
  • Tüm Haberler

Copyright © Nûçe Ciwan 2018. Tüm hakları saklıdır.