HABER MERKEZİ – KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu ile gerçekleştirlen röportajın üçüncü ve son bölümünde, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün yarattığı toplumsal tahribat, gençliğin ve kadınların barış ve demokratik toplumun inşasındaki rolü, Önder Apo’nun paradigmasının uluslararası etkisi ve sürecin Suriye-Rojava boyutu ele alındı. Karasu, çeteleşme, yozlaşma, uyuşturucu ve kadına yönelik şiddet gibi olguların özel savaş politikalarının ürünü olduğunu vurgulayarak, barış ve demokratik toplum sürecinin ilerlemesinin bu zemini kurutacağını belirtti. Kadın özgürlük mücadelesinin demokratik toplumun kurucu gücü olduğunu, gençliğin ise örgütlü mücadelede öncü bir rol üstlenmesi gerektiğini ifade eden Karasu, Türkiye’deki sürecin Rojava gerekçe gösterilerek tıkanamayacağına dikkat çekti.
Önder Apo’nun ikinci aşamada çeteleşme, yozlaşma, kadına yönelik şiddet, fuhuş, özel savaş, uyuşturucu, ajanlaştırma gibi konularla daha fazla ilgileneceğini belirttiği kamuoyuna yansıdı. Bu konuda toplum nasıl bir yaklaşım ve mücadele içerisinde olmalı, bu konuda özellikle gençliğe düşen rol ve sorumluluklar nelerdir?
Belirttiğiniz tüm çeteleşme ve yozlaşmalar, Kürt sorununun çözümsüzlüğünden var oluyor. Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırma politikaları bu sonuçları doğuruyor. Kürdistan’da ve Türkiye metropollerinde bu tür yozlaşmalara göz yumularak, özellikle Kürt gençlerinin mücadeleden uzak tutulması hedefleniyor. Sêrt’te bir devlet yetkilisinin dağa çıkacaklarına fuhuş yapsınlar, dediği biliniyor. 1990’lı yıllarda İzmir’de Kürt gençlerinin mücadeleden uzak tutulması için çeteleşmelerine göz yumulduğu da bilinen bir gerçekliktir.
Bu açıdan mevcut süreç, çatışmasızlık durumunun ortaya çıkması, Kürt sorununun demokratik siyasal yollardan çözümünün tartışmaya girmesi, 50 yıldır süren çatışma ve savaşın son bulacağı bir barışın somutlaşır hale gelmesi, bu tür çeteleşme ve yozlaşma zemininin de kuruması anlamına gelir. Bu yönüyle mevcut sürecin ilerlemesi çeteleşme, yozlaşma, uyuşturucu kullanımı, fuhuşa sürükleme ve ajanlaştırma gibi özel savaş politikalarının gerilemesi, hatta bu tür durumların önüne geçilmesi imkanını daha da artacaktır.
Önder Apo’nun sabırla sonuca götürmek istediği bu süreç, aynı zamanda topluma bu tür yozlaşmalara karşı örgütlenerek mücadele imkanı sunmaktadır.
TOPLUMUN SORUNLARINA DUYARLI OLANA GENÇ DENİLİR
Yine son yıllarda Kürdistan’da eko-kırım uygulamaları had safhaya varmıştır. Kürt soykırım politikası bir de bu yönlü uygulanmaktadır. Barış ve Demokratik Toplum çözümü gelişecekse bu yönlü uygulamaların da son bulması gerekir. Zaten Önder Apo, bu eko-kırıma karşı can pahasına mücadele edilmesi gerektiğini söylemiştir. Önder Apo, bu tür uygulamalara karşı mücadele edeceğini ifade ederken, aynı zamanda Kürt toplumuna da bu politika ve uygulamalara karşı mücadele çağrısı yapmaktadır.
Gençlik de tabii ki toplumun dinamik gücü olarak tüm bu olumsuzluklarla mücadelede öncü olmalıdır. Toplumun tüm sorunları gençliğin sorunlarıdır. Toplumun gençlikten başka dinamik gücü mü vardır? Toplumun sorunlarına duyarlı olanlara genç denilir. Toplum sorunlarına duyarsız olanlara, yaşı 18 de olsa genç denilemez. Gençlik yaşla ilgili bir durum değildir. Toplumun genci olmak toplumun sorunlarıyla ilgili olmaktır. Toplumun sorunlarıyla ilgili olmayan, önde yürümeyenler gençlik kategorisinde sayılmamalıdır.
Özcesi gençlik, bir toplumsal olgudur. Toplum içindeki yeri ve görevi gençleri genç yapmaktadır. Gençlik, örgütlenme ve eylemi iç içe olan, olması gereken bir toplumsal güçtür. Kuşkusuz doğru örgütlenme ve eylem de eğitimle sağlanır. Bu açıdan gençlik Kemal Pir gibi eğitim, örgütlenme ve eylem sürecini bir arada yapabilmelidir. Belirtilen çeteleşme ve yozlaşmalara karşı örgütlenme ve mücadele içinde olmak en meşru haktır. Çünkü bunlar en başta da toplumu savunma örgütlenme ve eylemleridir.
KADIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN ENERJİSİ O KADAR GÜÇLÜ Kİ, HİÇBİR GERİCİLİK ÖNÜNDE DURAMAZ
Kürt kadınları, baskının en yoğunlaştığı son yıllarda bile her zaman sokaklarda oldu, mücadeleyi, direnmeyi asla bırakmadı. Yeni süreç kadınlar açısından ne ifade ediyor, yeni toplumsal kuruluşta kadınların öncülüğü neden önemli?
Kürt kadınlar, kadın özgürlük mücadeleleriyle aslında tüm toplumsal özgürlük ve demokrasi mücadelesini veriyorlar. Kadın özgürlüğünü içermeyen hiçbir özgürlükçü ve demokratik alan gerçek anlamda özgürleşemez ve demokratikleşemez. Kadınlar, yürüttükleri mücadele ile tüm insanlığın özgürlük ve demokrasi mücadelesinin öncüsü haline gelmişlerdir. Bu açıdan Kürt kadınları, tüm insanlığın özgürlük ve demokrasi öncüleri olarak görmek gerekir.
Tarih boyu köleliği derinleştirilen kadınlar, şimdi buna özgürlüğü ve demokrasiyi derinleştirerek cevap vermektedirler. Zaten özgürlük ve demokrasi derinleşip kapsamlı hale gelmediğinde kadınlar gerçek anlamda özgür ve demokratik yaşama kavuşamazlar. Bu açıdan tüm insanlık sorunlarının çözüm şifresi, kadın özgürlük mücadelesinin elindedir. Kadınlar bilinçlenip örgütlendikçe bu rollerinin farkına varıyorlar, bu temelde de güçlü bir mücadele içine giriyorlar. Kadınların özgürlük ve demokrasi mücadelesinin enerjisi o kadar güçlü ve etkilidir ki, hiçbir gericilik bunun önünde duramaz. Önder Apo, bu büyük enerjiyi kadın özgürlük ideolojisini yaratarak insanlığın eline vermiştir.
Önder Apo, kadın özgürlük çözümlemelerini daha da derinleştirmiştir. İnsanlığı bitiren kapitalist moderniteye karşı insanlığın kurtuluşu olacak demokratik komünal sistemi, kadınların yaratacağını vurgulamıştır. Toplumu, yani komünal yaşamı kadınlar oluşturup canlandıracaktır. Kapitalizm insanlığı bitirirken, kadınlar yine tarihsel rolünü oynayıp toplumu var edeceklerdir.
Toplumsallık ve toplumsal değerler kadınların genlerinde vardır. Kadın tarihte böyle var olmuş, böyle güç olmuştur. Şimdi bu özelliğiyle, kendisiyle birlikte tüm toplumu var edip insanlığı kurtuluşa götürecektir.
YENİ SÜREÇLE BİRLİKTE KADINLARIN MÜCADELESİ SIÇRAMA İMKANI BULACAKTIR
Önder Apo, yine kadınla ilgili çarpıcı değerlendirmeler yapıyor; mesajlar veriyor. Bunlar sadece kadınları değil, tüm özgürlük ve demokrasi mücadelesi verenleri heyecanlandırıyor. Kadın, toplumu yaratan cins ve ilk ezilen sınıf ve ulus olarak kendi gerçeğini derinliğine fark etmiştir. Bu fark ediş büyük bir özgüven ve enerji yaratmakta, mücadeleye ivme kazandırmaktadır. Artık kadınlar bir özgürlük ideolojisine, özgür ve demokratik yaşam manifestosuna kavuşmuşlardır. İdeolojik netlik ve teorik açıklığa kavuşan bir mücadeleyi hiçbir güç durduramaz. İnsanlık ve tarih çözümlemelerini en iyi anlayan ve kavrayan olduklarından, mücadeleyi de en etkili ve doğru onlar vereceklerdir. İnsanlık ve tarih çözümlemelerini en iyi kavramalarını, onların toplumsal yeri ve bu konudaki vardıkları bilinç sağlamaktadır. Özcesi bu konuda erkek cinsinden fazla avantajlara sahiptirler. Geçmişte yaşadıkları bugün bilince çıkarılarak onların gücü haline gelmiştir.
Yeni süreçle birlikte kadınların özgürlük ve demokrasi mücadelesi sıçrama imkanı bulacaktır. Önder Apo’nun yeni süreçle ortaya koyduklarını da, en iyi biçimde kadınlar sahiplenip pratikleştireceklerdir. Özcesi demokratik komünal yapılanma, esas olarak da kadınların ideolojik duruşu, örgütlenme ve mücadelesiyle gerçek içeriğine ve bedenleşmesine kavuşacaktır. Önder Apo kadınlara bu öncülük rolünü vermiştir.
DEMOKRATİK TOPLUM SOSYALİZMİ İNSANLIĞIN KURTULUŞ ÇAĞRISIDIR
DEM Parti 6-7 Aralık 2025’te Uluslararası Barış Ve Demokratik Toplum Konferansı gerçekleştirdi. 5 kıtadan akademisyenler, siyasetçiler, gazeteciler ve insan hakları savunucuları konuşmalar yaptı. Önder Apo’nun da mesajı okundu. Özellikle de Marksist akademisyenlerin ve bilim insanlarının Önder Apo’nun sosyalizmi yeniden yorumlayan düşüncelerine, komünal toplum, kadın özgürlüğü, ekoloji gibi konulardaki görüşlerine atıf yaptıkları konuşmalar konferansta öne çıktı. Önder Apo’nun, dünyanın farklı coğrafyalarında filozoflar, akademisyenler ve teorisyenler tarafından dikkatle takip edildiği anlaşılıyor. Sizin hem bu konferans hem de açığa çıkardığı sonuçlar hakkında görüşünüz nedir? Bu tür çalışmaların önemi nedir?
DEM Parti’nin 6-7 Aralık’ta gerçekleştirdiği Uluslararası Barış Ve Demokratik Toplum Konferansı, sürecin gerektirdiği bir konferanstı. Önder Apo’nun düşünceleri ve sunduğu projeler sadece Kürtlerle Türk devleti arasındaki sorunlara çözüm içermiyor; Ortadoğu ve tüm insanlık için de çözümler içeriyor. Demokratik toplum özellikle kapitalizmin toplumu dağıtmasına karşı bir panzehirdir.
Şu anda dünyadaki tüm sorunların kaynağı kapitalist moderniteden kaynaklanıyor. Kapitalizm sadece bir ekonomik sömürü biçimi değildir. Bir de tüm insanlığa dayattığı yaşam biçimi vardır. Kapitalizm ulus devlet ve endüstriyalizmle kendi modernitesini, yani kendi yaşam biçimini yaratıyor. Kendi toplum biçimini diyemiyoruz; çünkü bu modernitenin esası; toplumu dağıtmak, bireyciliği hakim kılmaktır. Kapitalist modernite mahşerin bu üç atlısıyla dünyada sorunları ağırlaştırmış ve yaşanamaz hale getirmiştir. Bu açıdan günümüzün kurtuluş çağrısı anti-kapitalizm olmaktadır. Bu da ancak demokratik toplum sosyalizmi sağlanarak gerçekleştirilebilir. Bu açıdan demokratik toplum sosyalizmi insanlığın kurtuluş çağrısıdır.
Marks’ınki de böyle bir amacı hedefliyordu. İdeolojik ve teorik yetersizlikler kapitalist moderniteyi aşmada yeterli olmadı. Ancak bir deneyim olarak insanlığa önemli bir miras bıraktı. Önder Apo Marks’a ve sosyalizm için mücadele eden herkese saygının gereği, kapitalist moderniteye karşı doğru sosyalizm anlayışıyla etkili bir mücadele çizgisi yaratmayı amaçlamıştır. Bu, tüm sosyalist ve anti-kapitalistler için çok değerlidir. Önder Apo tarihi bir sorumluluk yüklenmiş, bu temelde yoğunlaşmış, birikimi ve bilinciyle insanlığa büyük hizmet olan paradigmasını yaratmıştır.
Sosyalizm çok değerli bir amaçtır. İnsanın varlığını sürdürmesi buna bağlıdır. Zaten tarih boyu toplum karşıtı olan güçlü iktidarlara karşı toplumcu mücadele hep sürmüştür. Tüm dinlerin de toplumcu anlayışla baskıcı ve sömürücü güçlere karşı çıktıkları da bir gerçektir. O dönemde dinsel literatürle bu tutumları ortaya koymuşlardır. Bugün toplumu ve toplumculuğu savunma, tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar daha acil hale gelmiştir. Bu açıdan sosyalizm insanlığın sorunlarına tek çözüm olacak demokratik yaşam sistemidir. İnsanlığı bunun dışında özgürlüğe, kurtuluşa ve demokrasiye kavuşturacak başka bir ideoloji ve politik sistem yoktur. Önder Apo insanlığın acil olarak sosyalizme ihtiyacı olduğunu ortaya koymakta ve bunun nasıl olması gerektiğini de gözler önüne sermektedir.
Şu anda sosyalizm, insanlık için olmazsa olmaz bir toplumsal sistemdir. Ancak günümüzde sosyalistler teorik olarak bir karmaşa yaşamaktadır. İnsanlığın sorunlarına çözüm olacak net teorik önermeler ortaya koyamamaktadır. 100-150 yıl önce söylenenleri tekrarlayarak sosyalizme bağlı olduklarını ve sosyalizmi böyle pratikleştireceklerini söylemektedirler. Ancak kapitalizmin yarattığı ağır sorunlara rağmen mevcut örgütsüzlük ve etkisizlik, bu yaklaşımın yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Kapitalizm incelmiş ve yeni bazı imkanlara kavuşmuş gibi görünse de yarattığı ağır sorunlar, toplum düşmanlığı yüz yıl, yüz elli yıl öncesine göre daha ağırdır. Toplumu dibe vurdurmuştur. Hatta kapitalizm tüm insanlığın sorunu haline gelmiştir. Bu açıdan mevcut örgütsüzlüğü ideoloji ve teorideki yetersizlikle açıklamak gerekir. Sadece öncülüğe ve pratikteki eksikliklere ya da klasik teoriye bağlı kalmamakla açıklanırsa, bu açıkça dogmatizm olur ve mevcut durumdan çıkamaz oluruz.
Bu açıdan Önder Apo’nun düşüncelerinin bu tür konferans ve toplantılarla tartışılır olması çok önemlidir. Ne kadar karşı çıkılsa ya da görmezden gelinse de Önder Apo’nun düşünceleri hızla yayılacaktır. Çünkü toplum ve insanlık, böyle bir kurtuluş çağrısı ve projesine ihtiyaç duymaktadır.
Bir önceki sorumuzla bağlantılı olarak, Marxist sosyolog ve filozof John Holloway konferansta yaptığı konuşmada Marksizmi değerlendirirken “11 bin kilometre uzaklıktan buraya geldim. Neden? Çünkü kapitalizmin karanlığında parlayan bir ışık beni cezbetti. Öcalan’ın ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin ışığı” dedi. Bir başka mülakatta ise “Abdullah Öcalan’ın kuramı devrim ihtimali fikrini yeniden düşünülür hale getirdi” diyor. Birçok düşünce insanının, Nobel ödüllü yazarların da Önder Apo’nun özgürlüğü ve felsefesi hakkında olumlu yorumları vardı. Bir tarafta bunlar olurken, öte yandan Türkiye’de bazı sol çevrelerin Önder Apo’nun Marksizme yönelik eleştirilerine karşı tepkisel ve suçlayıcı yaklaşımları söz konusu. Filozof Holloway’ın deyimiyle 11 bin kilometre öteden görülen ışığı, yanı başında bulunan bu kişi ve çevreler neden görmüyor ya da görmek istemiyor?
Şu açıktır ki; Önder Apo’nun ortaya koyduğu paradigma sosyalist teorideki çıkmazları aştırıp sosyalistleri yeniden etkili hale getirecek nitelikte görüldüğü için, birçok sosyalist heyecan duyuyor. Yeniden etkili olmasının heyecanını ve coşkusunu yaşıyor. Çünkü sosyalizm, insanlık için kurtuluş yolu. Sosyalizm için uğraşanlar da az değil ama bir türlü toplumsal güç olup etkili hale gelmiyorlar. Güney Amerika’da olduğu gibi bazı sosyalistler kapitalizmin toplumda yarattığı tepkiyle iktidara gelseler de, devletçi zihniyet ve iktidarı aşıp demokratik toplumcu bir yapılanmaya yönelmediklerinden, daha sonra siyasi etkileri zayıflıyor. Ya da kapitalist modernite saldırılarına dayanamıyorlar. İşte bu gerçekler birikimi ve teorik gücü olan Marksistleri ve sosyalist kişilikleri, Önder Apo çizgisini anlamaya yöneltiyor. Önder Apo’nun paradigmasının sosyalizm için yol açıcı olduğunu görüyor ve sahipleniyorlar. Şu anda Önder Apo’nun düşünceleri dünyanın birçok yerinde tartışılıyor. Zaten tartışılarak doğrular nedir, yetersizlikler nedir diye ortaya konulabilir. Önder Apo da paradigmasını ve ortaya koyduklarının tartışılmasını, bu konuda değerlendirme, öneri ve eleştirilerini kendisine aktarılmasını istemektedir.
ÖNDER APO, YENİ PARADİGMAYA REEL SOSYALİZM PRATİĞİNİ AŞARAK ULAŞTI
Türkiye’deki bazı sol çevrelerin tepkisel ve suçlayıcı yaklaşımlarının temelinde dogmatik yaklaşımlar olduğunu söyleyebiliriz. Solun geçmişte sosyalist tartışma kültürü edinmemesinin de bunda payı vardır. 1970’li yıllarda bizler de bu ortamın içindeydik. Benzer yaklaşımlar belli oranda bizde de vardı ama şunu söyleyebiliriz: Önder Apo daha o yıllarda kalıpçı değildi. Marks, Engels ve Lenin söylediklerini bir kalıp gibi almaz; onları yorumlardı. Kendi mücadele gerçeğine nasıl uyarlanacağı üzerinde dururdu. Kuşkusuz Önder Apo yeni paradigmaya reel sosyalizm pratiğini ve bizde de var olan dogmatik yanları aşarak ulaştı.
Tümü için söylemiyoruz ama Türkiye solunda tartışma kültürü zayıf. Bu da dogmatizm yaratıyor. Öyle ki 1960’lı ve 70’li yıllarda özgün düşünceler üreten Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya da her türlü suçlama yapılmıştır.
Kuşkusuz kendine “sosyalist” diyen herkes sosyalizmle ilgili şeylerde düşünce belirtebilir, eleştirebilir. Çünkü herkesin, her kesimin bir ideolojik ve teorik algılama düzeyi vardır. Bu yönüyle niye eleştiri oluyor diyemeyiz. Önemli olan doğru yaklaşımdır. Önyargı ve suçlamalarla değerlendirmemek ve konuşmamaktır.
Önder Apo’nun ve PKK’nin de düşünce ve mücadele tarihi vardır. Sosyalizmi anlama ve pratikleştirme tarihi vardır. Apocular ve PKK’liler her zaman komünal yaşamışlardır. Küçük burjuva yaşam ve alışkanlıklar her zaman temel eleştiri konusu olmuştur. Düşüncede sosyalist ama yaşamda küçük burjuva yada bireyci olmamayı temel ilke edinmiştir. Çünkü ideolojik duruşu sosyalisttir.
Önder Apo yanındakilerle birlikte yaşamı ‘felsefe komünü’ olarak tanımlamıştır. İmralı’da bir felsefe komünü vardır. Önder Apo, komünü olmayanı hoş karşılamaz. Şimdi Önder Apo ve paradigmasını eleştirenler bir sosyalist olarak komün yaşamı konusunda ne kadar hassastırlar? İlk ilke olarak komünal yaşamı görüyorlar mı? Böyle önyargılı ve yüzeysel eleştiriler olunca biz de bunları sormak durumunda kalıyoruz.
Önder Apo, 12 Mart sonrası gençliği devrimci sosyalist çizgide örgütlemeyi esas alan bir gençlik önderidir. Ankara’da gençlik hareketinin radikal oluşumunu temsil eden ADYÖD’ün başkanlığını yapmıştır. 12 Mart sonrası Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde gençliği devrimci sosyalist çizgide ilk örgütleyendir. Bu yıllarda da yaşamıyla, tarzıyla bir komünar ve bir sosyalisttir. Buna o dönemin gençlik önderleri şahittir.
Türkiye solu, daha 1970’li yıllarda Kürtlerin sosyalist bir hareket olacağını sindiremiyordu. Kürtlerin sosyalist bir hareket yaratma ve mücadele etme kapasitesinde olacağı düşünülmüyordu. Zaten Apocu grup ortak örgütlenme ve ortak mücadele imkanını görmeyip ayrı bir grup olunca, bu küçümseyici yaklaşımlarını çeşitli biçimlerde yansıtmışlardır.
Bir Kürt önderinin sosyalizm teorisine öncülük yapması, dünyada sosyalizme yeni bir yol açması, Türkiye solundan bazı kesimlerde bir hazmetmeme durumu yaratmış olabilir. Aynı köyden peygamber çıkmazmış, diye ünlü bir söz vardır. Bu nedenle Önderliğin söylediklerinin böyle önemli ve etkili olamayacağını düşünen bir önyargı da olabilir. Herkes için değil ama bazı kişi ve çevrelerde böyle bir duyguyla yaklaşma söz konusu olabilir.
Biz Türkiye solu ile sosyalizm konusunda her türlü tartışmaya açığız. Yoldaşlar olarak birbirimizi dinlemeli ve anlamaya çalışmalıyız. Bizim yaklaşımımız böyledir.
TÜRKİYE’DEKİ SÜRECİN SURİYE’Yİ, SURİYE’DEKİ OLUMLU SÜRECİN TÜRKİYE’Yİ ETKİLEYECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ
Son olarak; kritik ve hassas bir noktada olan bu sürecin Suriye’deki durumla bağını sormak istiyoruz. Türkiye’nin Kürtlere yönelik tehditleri devam ediyor. Türk yetkililer, silah bırakma, örgütlülüğü feshetme dayatması içerisinde. Süreç konusunda adım atmama durumu da Rojava, QSD ve Özerk Yönetim ile gerekçelendiriliyor. Siz Türk devletinin Suriye ve Rojava politikasını, süreçle bağlantılı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Suriye’deki Kürtlere yaklaşım, Türkiye’deki süreci nasıl etkiler?
2015 yılında Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe Mutabakatını kabul etmemesinin, Rojava’da Kürtlerin elde ettiği kazanımları sindirmeme ile izah edildiği bilinmektedir. DAİŞ Kobanê’de yenilgiye uğratılıp püskürtülmüştü. Türkiye’nin kendi Kürt sorununu çözmemesi bu tür yaklaşımlar ortaya çıkmaktadır. Şu anda Türkiye’nin Rojava ve Kuzey ve Doğu Suriye’ye olumsuz yaklaşımı da, Türkiye içindeki Kürt sorununun bir çözüme kavuşmamasıyla ilgilidir.
Kuşkusuz bir süreç başlamış, çatışmasızlık durumu ortaya çıkmış, Türkiye’de daha önce var olan sert siyasi ortam belli düzeyde yumuşamıştır. PKK ve Kürt düşmanlığı tüm iç ve dış siyaseti belirliyordu. Muhalefet bile PKK ile iltisaklı olarak değerlendiriliyordu. Şimdi bu ortam değişmiştir. Ancak Türkiye hala Rojava politikasında eskiyi tam aşmamıştır. Bir yıldır Rojava ve Kuzey ve Doğu Suriye’de bir çatışmasızlık ortamı var. Ancak tehditler de bırakılmıyor. QSD’ye “tümden silah bırakın” deniliyor. Mevcut hükümet anayasa ve yasasıyla Kürtler ve Kuzey ve Doğu Suriye’deki halklara güven vermezken QSD’ye silah bırak, demek ne kadar gerçekçidir? Özellikle Alevilere katliam yaşatmış ve Dürzilere yönelik saldırı yapılmışken Kürtler kendilerini silahsızlandırabilir mi? Dürzilere saldıran çeteler, “sıra Kürtlerde” demişlerdir. Bu açıdan Türkiye’nin daha sağduyulu ve gerçekçi olması lazım.
Türkiye’deki mevcut sürecin ilerlememesi konusunda Rojava gerekçe gösterilemez. Türkiye’nin Rojava konusunda duyduğu yersiz kaygı da yürütülen sürecin ilerlemesiyle ortadan kalkar. Türkiye Suriye’nin demokratikleşmesi konusunda rol oynayabilir. Çünkü Rojava’da kadınlar mevcut sistemi kabul etmezler.
Önder Apo da Hareketimiz de Suriye’nin bütünlüğü içinde bir çözümden yanadır. Önder Apo çözüm için ön açıcı perspektifler sunuyor; güven artıcı adımlar atılmasını istiyor. Önder Apo’nun bu yönlü yaklaşımı basına yansıdı. Biz bunun da oradaki ortamı yumuşatacağını düşünüyoruz. Rojava yönetimi de sürekli Türk devletinin olumlu ve uzlaştırıcı rol oynamasını istiyor. Türkiye eski politikaya ve Şam’a tam destek vermeye çok angaje olmuş. Bu da Türkiye’nin yaratıcı politika üretmesine engel oluyor. Sorun, Türkiye’nin Şam’la ilişkisi değildir. Bu etkisini Suriye’de çözüm ve istikrar için değerlendirebilir. Beklenen de budur.
Suriye’deki durumun Türkiye’deki süreci olumsuz etkileyeceğini düşünmüyoruz. Aksine, bu süreç bir yönüyle de Türkiye’nin Suriye’de olumsuz bir duruma düşmemesi için geliştirildi. Sadece Türkiye’deki çatışma ortamı değil, Kuzey ve Doğu Suriye ile çatışma ve gerilim de Türkiye’nin iç ve dış politikasını olumsuz etkiliyordu. Biz Türkiye’deki sürecin Suriye’yi olumlu etkileyeceğini, Suriye’de gelişecek olumlu şeylerin de Türkiye’deki süreci ilerletmede etkili olacağını düşünüyoruz. Çünkü böyle bir yaklaşım ve gelişme Türkiye açısından da her bakımdan olumlu sonuçlar doğurur.



