Enter your email Address

Perşembe, Ocak 29, 2026
  • Kurmancî
  • Türkçe
[email protected]
Nûçe Ciwan
  • Anasayfa
  • Haberler
    • Kurdistan
      • Bakur
      • Başûr
      • Rojhilat
      • Rojava
    • Ortadoğu
    • Avrupa
    • Dünya Çapında
  • Derinlik
    • Analiz
    • Röportajlar
    • Açıklamalar
    • Dergiler
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Kürdistan Gençliği
    • Öğrenci
    • Avrupa
    • Enternasyonal
    • Eylemler
    • Kültür Sanat ve Spor
    • Werin Cenga Azadiyê
  • Önemli Başlıklar
    • Önder Apo
    • Şehitler Anısına
    • Devrimci Halk Savaşı
    • Kimyasal silahlar
  • Özel
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Nûçe Ciwan
  • Anasayfa
  • Haberler
    • Kurdistan
      • Bakur
      • Başûr
      • Rojhilat
      • Rojava
    • Ortadoğu
    • Avrupa
    • Dünya Çapında
  • Derinlik
    • Analiz
    • Röportajlar
    • Açıklamalar
    • Dergiler
  • Gençlik
    • Genç Kadın
    • Kürdistan Gençliği
    • Öğrenci
    • Avrupa
    • Enternasyonal
    • Eylemler
    • Kültür Sanat ve Spor
    • Werin Cenga Azadiyê
  • Önemli Başlıklar
    • Önder Apo
    • Şehitler Anısına
    • Devrimci Halk Savaşı
    • Kimyasal silahlar
  • Özel
  • Tüm Haberler
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Nûçe Ciwan
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Anasayfa Haberler

Karasu: Önder Apo 52 Yıldır Savaşı Değil Barışı Savunuyor

02/01/2026 - 8:38
içinde Haberler, Kurdistan, Manşet, Önemli Başlıklar, Ortadoğu, Röportajlar, Toplumsal, Tüm Haberler
Reading Time: 23 mins read
A A
Mustafa Karasu: Gençlik hep dönüştürücü bir unsurdur
PaylaşTweetle

HABER MERKEZİ – Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’te yayımladığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”, Kürt sorununun seyrinde tarihsel bir eşik yarattı. Aradan geçen 10 ayda Kürdistan Özgürlük Hareketi, dünya örnekleriyle kıyaslandığında olağanüstü hızda ve yüksek risk içeren adımlar attı: 1 Mart’ta ateşkes ilan edildi, PKK 5-7 Mayıs’ta yapılan 12. Kongre’de kendini feshetti, silahlı mücadele yöntemine son verdi, 11 Temmuz’da KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat öncülüğünde 30 kişilik bir gerilla grubu silahlarını yaktı ve 26 Ekim’de silahlı güçlerin Kuzey Kürdistan ve Türkiye topraklarından çekilmeye başladığı açıklandı.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, bu sürecin tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutuna; Kürt toplumunun sahiplenme düzeyinden Türkiye’deki siyasal iklime, savaş rantçısı odakların direncinden devletin sorumluluklarına, Meclis’te kurulan komisyonun İmralı ziyareti ve muhataplık tartışmalarından muhalefetin tutumuna, “ikinci aşama” kapsamında Önder Apo’nun umut hakkı ve fiziki özgürlüğü mücadelesinden kadınların ve gençliğin rolüne, uluslararası alanda Önder Apo’nun düşüncelerine yönelik artan ilgiden barışın kalıcılaşması için atılması gereken adımlara kadar geniş bir çerçevede ANF’nin sorularını yanıtladı.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu ile iki bölüm halinde yapılan röportajın ilk bölümü şöyle:

Başka ülke örneklerinde yılları bulan bu tarihi süreci siz hareket olarak bir kaç aya sığdırdınız. Size bu adımları atma gücü ve kararlılığı veren nedir? Bunu nasıl başardınız? Birçok belirsizliğin, kaygıların olduğu bir ortamda bu adımları atmak nasıl anlaşılmalı?

Öncelikle Hareketimiz adına, Rêber Apo’nun, zindandaki tüm yoldaşlarımızın yeni yılını kutluyor, yeni yılın halklarımız açısından özgürlük ve demokrasi getirmesini diliyor, halkımızın, Türkiye halklarının, Ortadoğu, dünya halklarının ve tüm demokrasi güçlerinin yeni yılın kutluyor, yeni yılın barış ve demokrasi içinde huzur getirmesini diliyoruz. 2025 yılı bu açıdan umut yılı oldu. Rêber Apo’nun inisiyatifiyle ilerleyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Kürt halkında ve demokrasi güçlerinde heyecan yarattı. Bu sürecin 2026 yılında daha derinleşerek Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlandığı, Kürt sorununun çözümünün gerçekleştiği, Türkiye’nin demokratikleştiği, Ortadoğu ve dünyada savaşların son bulduğu bir durum yaratacağına inanıyor, 2026 yılının herkes için güzellikler içinde geçmesini diliyoruz.

ÖNDER APO 52 YILDIR SAVAŞI DEĞİL SİYASİ ÇÖZÜMÜ SAVUNUYOR

Rêber Apo’nun demokratik siyasal çözüm arayışı, Mehmet Ali Birand’la 1988 yılında yaptığı röportaja kadar gider. Rêber Apo bu röportajında “devlet bir memurunu göndersin, sorunları tartışalım” demiştir. 1993 yılında Özal’ın yumuşak yaklaşımlarına bir cevap olarak Mart ayında tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Bu ateşkesin uzatılan ikinci döneminde Özal zehirlenerek saf dışı edilmiştir. Rêber Apo 1995 yılında Erbakan hükümetine de olumlu bir yaklaşım göstermiştir. 1998 yılında ordu içinden bazı güçlerin mesaj göndermesi karışışında 1 Eylül’de tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Rêber Apo 1990’lı yıllar boyunca Türk devleti ile diyalog ve çözüm arayışında olmuştur. 1998’in 15 Ağustos’unda yaptığı değerlendirmede sorunları savaşla çözme arayışı dışında başka yöntemlerin zamanının geldiğini vurgulamış; demokratik siyasal çözüm tercihini 15 Ağustos’un yıl dönümünde ifade etmiştir.

Uluslararası komployla 15 Şubat 1999’da İmralı’da esaret altına alındığında da demokratik çözüm iradesini ortaya koymuştur. Esaret altında olmasını da demokratik çözüm yönünde değerlendirmek istemiştir. Gerilla güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkararak yıllarca çatışmasızlık ortamı yaratmıştır. Bu süreçte yaptığı değerlendirmelerle demokratik siyasal çözümün teorik ve siyasal zeminini yaratma çabasında olmuştur. Ne var ki devlet bu radikal karar ve adımlara karşılık vermemiş, inkar politikasında ısrar etmiştir. Rêber Apo’nun esaretiyle PKK’nin yenildiği yanılgısına düşmüş, bu da çatışmaların sürmesine yol açmıştır.

Rêber Apo 2006’da tekrar tek taraflı bir ateşkes ilanını sağlamıştır. 2008 yılından itibaren Oslo’da çatışmasızlığı sürdürme ve Kürt sorununun demokratik çözümü için müzakereler yapılmıştır. Bu görüşmeler hem Oslo’da hem de İmralı’da devlet yetkilileriyle sürmüştür. Rêber Apo bu süreçte de makul önerilerle Kürt sorununun demokratik çözümünün önünü açma çabası içinde olmuştur. Bu yönlü çağrılar yapmış, deklarasyonlar açıklamıştır.

Tüm bu çabaların sonucu, 28 Şubat 2015’te İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda ortak mutabakat kamuoyuna açıklanmıştır.

Tüm bu gerçekler Rêber Apo’nun her fırsatta demokratik çözüm aradığını; bu temelde silahlı mücadeleyi sonlandırmayı hedeflediğini açıkça göstermektedir. Ancak Türk devletinde bir zihniyet değişimi olmadığı ve siyasal konjonktürü kendi lehine görerek 24 Temmuz 2015’ten itibaren saldırılarını artırmıştır. Ancak tüm bu saldırılara karşı halk ve Hareket olarak direndik, bu saldırıları sonuçsuz bıraktık.

Öte yandan Türkiye’de ekonomik, toplumsal ve siyasal sorunlar ağırlaştı. Ortadoğu’da tırmanan savaş ve yarattığı siyasal durumdaki belirsizlikler, Türk devletini bu çıkmazdan çıkma arayışları içine soktu. Devlet Bahçeli bu ortamda Rêber Apo’ya çağrı yaptı. Rêber Apo da on yıllardır “sorunları savaş değil, müzakere çözer” anlayışında olduğundan, “Silahlı çatışma sürecini sonlandırma ve Kürt sorununu siyasi ve hukuki zemine çekme gücüm var” cevabını vermiştir.

Hem çok haklı bir mücadele verilmektedir hem de Kürt sorununda gerçeklikler ortaya çıkarılmıştır. Zaten Hareketimiz reel sosyalist anlayışı ve her ulusa bir devlet yaklaşımını bırakmıştır. Bu gerçekler demokratik siyasal çözümün zeminini oluşturmuştur. Bu nedenle, Rêber Apo’nun perspektifleri doğrultusunda adım atarak, bu çözüme zemin sunmaya ve imkan sağlamaya çalışıyoruz. 100 yıllık bir Kürt sorunu var, 50 yıllık mücadelemiz var. Tüm bu adımları 50 yıllık mücadelenin Kürdistan, Türkiye, Ortadoğu ve dünyada yarattığı etkilerin sonucu olarak görmek gerekir. Bir yıllık, iki yıllık bir mücadele ve bunun yaratığı etkiden söz etmiyoruz. Bu 50 yılda öyle değerler yaratıldı ve gerçeklik açığa çıkarıldı ki, buna dayanarak demokratik siyasal çözümü sağlamak imkan dahiline girmiştir.

Attığınız bu adımlar, Türkiye’de siyasi ve toplumsal iklimi nasıl etkiledi? Ne tür gelişmeler ve değişimler yarattı? Özellikle Kürt toplumunun sahiplenme düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kuşkusuz bir yılı aşkındır çatışma ortamından çıkmak topluma ve demokrasi güçlerine biraz nefes aldırmıştır. Çünkü savaş ortamında sürekli demokrasi güçleri baskı altında tutuluyordu. İktidar, hedeflediği her siyasi gücü PKK ile ilişkili gösterip üzerine gidiyordu. Çatışma ortamına dayanarak saldırılar ve baskılar meşrulaştırılıyordu. Bu süreçte CHP ve bazı çevreler üzerine bu defa terörle işbirliği içinde gösterilerek değil, başka nedenlerle gidilmiş; CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve birçok belediye başkanı tutuklanmıştır. Bu baskılar, Tele1 ve Merdan Yanardağ’a yönelik uygulamalar da bir yönüyle çatışmasızlık ve Kürt sorununun çözümü yönünde oluşacak toplumsal desteği sınırlama politikası olarak görülmektedir. Zaten bazı çevreler böyle değerlendirmektedir. Bir CHP’li milletvekili de sürece toplumsal desteğin artmamasının nedeni olarak bu durumu göstermiştir. Kuşkusuz böyle izahlar ilkeli politikayı değil de dıştan etkilenen bir politik durumu ifade etmektedir.

MÜCADELE VE ÖRGÜTLENME TÜM KAYGILARI GİDERİR

Söz konusu olumsuzluklara rağmen siyasi iklimin belli düzeyde yumuşadığı, terör gerekçesiyle yapılan baskıların gerilediği bir ortam ortaya çıkmıştır. Demokrasi mücadelesi için bir zemin oluşmuştur. Bazı çevreler Kürt düşmanlığını körükleseler de AKP-MHP bu sürecin parçası olduğundan toplumun Kürt sorununa ve Kürtlere bakışında objektif olarak bir yumuşama olmuştur. Ne kadar ‘Terörsüz Türkiye’ diyerek gerçeği saklamaya çalışsalar da toplum bir Kürt sorunu olduğunu ve Kürtlerin talepleri olduğunu öğrenmektedir. Kuşkusuz savaşın durması sadece ekonomik alanda değil, toplumsal alanda da bir rahatlama yaratmıştır.

Kürt toplumu PKK’nin feshiyle bir burukluk yaşasa da, sürecin gelişmesinin ve başarısının Kürtlere büyük kazandıracağını görüp Rêber Apo’nun ve Hareketimizin çabalarına destek vermektedir. Kürt toplumu bir yıldır yoğun bir politikleşme süreci yaşamıştır. Sadece DEM Parti tabanı değil, tüm Kürtler Kürt sorunu ve demokratikleşme konusunda bir duyarlılık içine olmuştur. Kürtler, Kürt sorununun demokratik çözümü doğrultusunda bir ortaklaşma içine girmiştir. AKP’ye oy veren Kürtler de Kürt sorununun demokratik çözümünü isteyen bir yaklaşım içindedirler. İktidarı gözetseler de böyle bir ruh hali içinde olmaları Kürt toplumunun süreci sahiplenmesi ve mücadelesi açısından olumlu etki yapacak bir etkendir.

Kürt halkının sahiplenmesi olumludur. Siyaset kaygılarla yapılmaz. Her siyasi hedef, mücadele ile gerçekleşebilir. Mücadele, zaten kaygıları gideren bir etkendir. Süreci sahiplenmeyenlerin, mücadele etmeyenlerin kaygıları da boş ve anlamsızdır. Bu açıdan temel görev mücadele etmektir, örgütlenmektir. Her türlü kaygı da ancak böyle giderilir.

Bu süreçte attığınız adımlar, özellikle de siyasette, medyada, akademik alanda kümelenen savaş rantçılarının, savaştan nemalanan çevrelerin maskesini düşürdü diyebiliriz. Süreç karşıtı pozisyon alan bu kesimlerin niyeti nedir? Bu kesimlerle nasıl mücadele edilmeli?

Bu kesimler hem Kürtlerle devletin çatışmasından nemalanıyorlar hem de Kürt düşmanlarıdırlar. Kuşkusuz Kürt düşmanlığını yüz yıllık eğitim, kültür, basın politikaları ve siyasi güçlerin politika ve söylemleri yaratmıştır. Bu savaşın sürmesini isteyenler, aslında Kürtlerle Türk devletinin çatışmasını isteyen dış güçlerin işbirlikçileridirler. “Vatan-millet-Sakarya” demelerine bakmayın; dış güçlerin sürekli savaş içinde Türkiye’yi zayıf düşürüp kendi politikalarının işbirlikçisi yapmalarının içteki uzantılarıdırlar.

Bunları barış karşıtı ve savaş isteyenler olarak teşhir etmek gerekir. Türkiye’nin istikrarını istemeyenlerdir. Bunlar savaş rantçılarıdır. 1990’lı yıllarda bunların PKK ve Apo rantıyla yaşadıkları belirtilirdi. Ne kadar yüksek sesle bağırırlarsa o kadar rant elde ederlerdi. 1990’lı yıllarda sanatçı denenlerin, Ahmet Kaya “bir Kürtçe şarkı yapacağım” dediğinde nasıl bir saldırıya geçtikleri unutulmadı. Böyle yaparak iktidarların ve patronlarının aferinini alacaklar; sanat dünyasında bir sosyal statü elde edeceklerdir.

Türkiye nüfusunun en az üçte biri Kürt olduğundan, süreç karşıtlığı, “ben komşumla barışmayacağım” demektir. Bunlar on yılların eğitimi içinde hastalıklı hale gelen kesimlerdir. Kendilerini nasıl tanımlarlarsa tanımlasınlar, onlar dış güçlerin Türkiye içindeki beşinci kollarıdırlar.

KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEDİKÇE DARBE HABİTUSU HER ZAMAN VAR OLACAKTIR

Bu süreçte Önder Apo’nun birçok defa dikkat çektiği ve uyardığı darbe mekaniği konusu çok tartışıldı. Bu tür provokatif girişimlerin önüne geçme, mahal vermeme amaçlı attığınız önemli adımlar oldu. Peki, devletin bu kesimlerle yeterince mücadele ettiğini düşünüyor musunuz? Devlet ve hükümet, sürecin selameti için bu konuda neler yapmalı?

Rêber Apo darbe mekaniğini onlarca yıl önce ifade etmişti. Nitekim Rêber Apo’nun dediği gerçekleşti. 15 Temmuz darbesi de Kürt sorununun çözümsüzlüğünün yarattığı bir durumdur. Hatırlanırsa, Fethullahçı denen kesimler PKK ve Apo düşmanlığında çok pervasızdılar. Böyle yaparak kendilerini güçlendirip iktidar olmak istediler. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe her zaman bazı kesimler kendilerini daha fazla Kürt düşmanı olarak gösterip darbe yapma zemini bulmaya çalışacaklardır. Darbeler için her zaman gerekçeler vardır. 12 Eylül darbesinin asıl gerekçesi de, Kürtlerin özgürlük taleplerini yükseltmesi ve bu doğrultuda örgütlenmeleriydi. Şimdi de bazıları Kürt sorununun gündeme girmesinden rahatsızdır. Bu nedenle bu kesimler kendilerini “bu vatanı böldürmeyecek” kesimler olarak gösterip, güç toplayıp darbe yapmak isteyebilirler. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Türkiye’de darbe habitusu, yani darbeye yol açacak bir zemin her zaman var olacaktır.

Bu kesimlerle doğru mücadele, sürecin toplumsallaştırılmasıdır. Bu açıdan iktidar, tutum ve söylemleriyle sürecin toplumsallaşmasını sağlayan bir konumda olmalıdır. Etkide olduğu basın ve diğer çevrelerin eski dili bırakarak sürecin toplumsallaşmasında rol oynaması, darbe heveslilerini de daraltacaktır.

Süreçten rahatsız olanların bir kısmı da Kürt. Bu güruh, PKK savaştığı zaman “savaşarak bize zarar veriyor, niye savaşıyor” diyordu, şimdilerde ise “neden savaşı sonlandırdı” diyerek karşıt propaganda faaliyeti yürütüyor. Bu çevrelerin amacı nedir? Barışma çabası, Kürt sorununu çözme çabası neden bunları bu denli rahatsız ediyor? Kürt halkının bu çevrelere karşı yaklaşımı ne olmalı? Bu çevrelerle nasıl mücadele edilmeli?

Yeminli Rêber Apo ve PKK düşmanları her zaman olmuştur. Bazı kişi ve çevreler Rêber Apo ve PKK’nin 50 yıldır Kürt siyasetine damga vurmasını ve Kürdistan’ın dört parçasında etkili olmasını sindirememişlerdir. Sürece karşıt Kürt dediklerinizin bu halkın mücadelesine hiçbir katkıları olmamıştır. Ne askeri ne de siyasi olarak bu halk için bir mücadele vermişlerdir.

Şunu vurgulayalım: PKK bir Kürt yoksullar hareketi, yani Kurmanc hareketi olarak tarih sahnesine çıktı. Kapitalizmi uluslaştırıcı bir güç olarak gören yaklaşımların aksine, PKK kapitalizmin Kürt soykırımını hızlandırdığını ve Kürt soykırımında kullanılan bir aparat haline geldiğini değerlendirmiştir. Nitekim pratik de göstermiştir ki kapitalizm, Kürt toplumsallığını dağıtmada soykırımcı sömürgecilik tarafından kullanılmaktadır. Bu nedenle PKK’nin çıkışında, kapitalizmin ayağı olan komprador sınıfa karşıtlık temel bir tutum olmuştur.

KARA PROPAGANDA YAPANLAR ‘PKK’NİN BIRAKTIĞI BOŞLUKLARI DOLDURUR MUYUZ’ HESABI İÇİNDE

1999’da çatışmasızlık sağlandığında, bize “mücadeleyi bırakıyor” diyenler, 2004’ten sonra gerilla savaşı yeniden başladığında, “bu savaş zarar veriyor” propagandası yaptılar. Şimdi bu çevreler PKK fesih edilip silah bırakma kararı alınca, 52 yıldır büyük mücadele veren Rêber Apo ve PKK’yi mücadeleyi bırakmakla suçlama densizliği içine giriyorlar. Rêber Apo 52 yıllık mücadeleyi bir demokratik çözümle taçlandırmak istiyor. Devletçi çözümün değil, demokratik bir çözümün Kürtlere çok kazandıracağını söylüyor. Klasik paradigma ve savaşla kazanılan kazanılmıştır. Artık eski paradigmada ısrar Kürtlere kaybettirmekten başka sonuç vermez; ya da ne kadar savaşılsa da sonunda böyle bir çözüm arayışına girilecektir. Önder Apo’nun yaklaşımı böyledir.

Bu çevreler, kendilerini güya Kürtlere daha fazla hak isteyenler olarak göstermeye çalışıyorlar. Kürt halkının özgürlük mücadelesine güç verip bedel ödemeyen bu kesimler, “acaba PKK’nin bıraktığı boşluğu biz doldurur muyuz” hesabı içindeler. Öyle ki, Kürtler için hiçbir mücadele vermeyenler ve Kürtlerin bir kazanım elde etmesinde katkısı olmayanlar, “neden devletimiz yok” gibi demagojik söylemlerde bulunuyorlar. Bu, çok basit bir düşüncedir. KDP bile “bu süreci destekliyorum” derken; bu kesimlerin “PKK niye devlet istemiyor” gibi afaki söylemlerinin kara propaganda ve demagoji yapma dışında bir değeri yoktur. Bu tür kişi ve çevreler bile Rêber Apo’nun yarattığı büyük mücadelenin sonuçları sayesinde konuşmaktadırlar. Kuşkusuz bazı iyi niyetli ve dürüst yurtseverler de Türk devletinin inkarcı politikalarına tepki olarak bu tür yaklaşımlar gösteriyorlar.

Türk devletine karşı 52 yıldır mücadele yürüten biziz. Bu devleti en iyi tanıyan bizleriz. Devlet de bizleri iyi tanıyor. Zaten dünyada savaşanlar müzakere ve barış yaparlar. Biz bugün Ortadoğu’nun en deneyimle ve en politik gücüyüz. Doğruları da yanlışları da biliyoruz. Tabii ki Kürt sorununda demokratik siyasi bir çözüm yaratmak da Kürt halkına karşı sorumluğumuzdur.

Bu çevreler şunu görüyor; eğer Rêber Apo Kürt sorununun çözümünde başarılı olursa Rêber Apo’ya karşı şimdiye kadar yürüttükleri tüm kara propagandaları çökecektir. Artık Rêber Apo’nun paradigması karşısında siyasi bir değerleri kalmayacaktır. Kuşkusuz bazı işbirlikçiler de Kürt sorununun çözümünü istemez. Çünkü Kürt sorunu çözüldüğünde işbirlikçilikleri para etmeyecektir.

Kürt halkı, PKK’nin Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yerinin ne olduğunu çok iyi biliyor. Rêber Apo 52 yıldır önderliği sınanmış ve hep Kürtlere kazandırmış bir önderliktir. Ne aldanır, ne aldatır! Kürt halkı, Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü istemeyen rantçılar ve Kürt düşmanları ne ise bunlara da öyle yaklaşmalıdır. Bunlar Türkiye’de Kürt düşmanı ve süreç düşmanı kesimlerin doğal müttefikleridirler.

Bu süreç aynı zamanda bir mücadele sürecidir. Rêber Apo ve süreç karşıtlığı yaparak Kürtlerin konumunu zayıflatıyorlar. Bunlar bu süreçte Kürtlük adına Kürtlerin konumunu zayıflatan kesimler olarak görülmelidir. Bu çevrelere karşı en etkili mücadele Rêber Apo’nun inisiyatifinde yürüyen bu süreci sahiplenmek, böylece sürece yönelik toplumsal desteği artırarak başarıya ulaşmasında rol oynamaktır.

AKP VE MHP’NİN KAYGILARI ÖRTÜŞÜYOR

Sürecin başladığı dönemde MHP lideri Bahçeli ile AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın farklı saiklerle hareket ettiği ve süreç konusunda farklı düşündüğü yorumları yapılıyordu. Gelinen aşamada Cumhur ittifakının yaklaşım ve politika olarak ortaklaştığını düşünüyor musunuz?

AKP ve MHP’nin ideolojik ve politik yaklaşımlarında farklar vardır. Bu açıdan Kürt sorununa yaklaşımlarında da farklılıkların olması anlaşılır bir durumdur. Ancak AKP ile MHP çok sıkı bir ittifak içindeler. Kürt sorunu gibi çok önemli bir konuda görüşleri yakınlaşmasaydı, Devlet Bahçeli söz konusu açıklamaları yapmazdı. Bu açıdan önceden Tayyip Erdoğan’la bu süreci konuşmuşlardır. Belki her ikisinin saikleri aynı olmayabilir. Ancak politik olarak böyle bir sürecin başlamasında ortaklaştıklarını düşünmek gerekir. Yoksa böyle önemli bir konuda ortaklaşma yaratmayan bir farklılık, ittifakın bozulmasına yol açardı.

AKP’nin daha fazla iktidarını sürdürmeyi düşündüğü, MHP’nin ise ‘devletin ve milletin bekasına’ öncelik verdiği yönlü değerlendirmeler oluyor. Şimdiye kadar bir aykırılık olmadığına göre AKP ve MHP’nin kaygıları örtüşmektedir. Bir yıllık pratik bu süreci birlikte yürüttüklerini ortaya koyuyor. Sürecin ilerlemesi açısından sürecin bir tarafı olan AKP ve MHP’nin birbirine yakın düşmesi bir yönüyle de olumlu görülmelidir.

Devletin attığı adımlar bağlamında bu süreçte somut olarak meclis bünyesinde bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyon bazı faaliyetler yürüttü ve son olarak da 24 Kasım’da İmralı’da Önder Apo ile bir görüşme gerçekleştirdi. Meclisteki partilerden oluşan bir heyetin Önder Apo ile görüşmesini genel olarak nasıl okumak gerekiyor? Sürecin bir devlet politikasına dönüşmesi ve muhataplık açısından nasıl bir önemi var?

Meclis’te Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun kurulması önemli bir adım olmuştur. İsminde Kürt geçmese de herkes bu komisyonun Kürt sorunuyla ilgili olduğunu biliyor. Nitekim komisyon birçok kurum ve kişiyle görüşmüş, bu görüşmelerde Kürt sorunu ve çözümüyle ilgili konuşmalar yapılmıştır. Meclis başkanları da çok önemli bir sorun olduğu için çağrılmış, silahların susması ve Kürt sorunu konusunda düşüncelerini belirtmişlerdir. Meclis başkanlarının Kürt sorunu konusunda konuşmaları genel olarak olumluydu. Özcesi meclisin Kürt sorunu ile ilgili böyle bir komisyon kurması siyasal değeri olan bir konudur. Kürt sorununun varlığı meclis tarafından da tescillenmiştir. Kürt analarını Kürtçe konuşturmamaları bile sorunun gündemleşmesine bir boyut kazandırmıştır. Meclis başkanı ortaya çıkan durumu örtmek için Amed’e gidip Kürtçe konuşmuştur.

CHP VE YENİ YOL’A BİR MÜDAHALE OLDUĞU ANLAŞILIYOR

Komisyonda sadece üç partinin temsilcisinin İmralı’ya gitmesi soruna ciddi yaklaşılmadığını ortaya koymuştur. CHP ve Yeni Yol grubuna bir müdahale olduğu anlaşılıyor. Ama yine de İmralı’ya gidilip Rêber Apo ile görüşme çok önemlidir. Bu süreç bazı devlet yetkilileriyle görüşmeyi aşıp, siyasi bir irade olan meclis komisyonu ile görüşmeye evrilmiştir. Böylece meclis ve siyaset devreye girmiştir. Bu, aslında süreçte yeni bir aşamadır. Top siyasi alandadır. Meclis ve siyasi alan böyle önemli bir konuda doğru bir tutum içinde olacak mıdır? Türk siyaseti bir sınav içindedir. Süreç bir devlet politikası olarak başlamış; şimdi siyaset de bu politikanın parçası olmuştur. Çünkü eninde sonunda bir çözüm olacaksa buna meclis karar verecek ve gerekli yasaları çıkaracaktır. Barış süreci hukuki bir çerçeveye kavuşacaksa, bunu sağlayacak olan Meclis olacaktır. Bu süreç hukuk ve yasa içine alınmadan ne barış olur ne de hukuki ve siyasal çözüm.

Devlet, Kürt sorununda muhatabın kim olduğunu onlarca yıldır biliyordu. Zaten Rêber Apo ve PKK ile görüşmeler yapılıyordu. Şimdi meclisin muhatap alması Türkiye toplumuna Kürt sorununda muhatabın Rêber Apo olduğu söylenmiş oldu. Bu açıdan İmralı’ya gidilmesi ve Rêber Apo’yla görüşülmesi sonucu Barış ve Demokratik Toplum sürecinde ikinci aşamaya geçilmiştir.

Komisyonun İmralı’ya gitme kararını alması çatışmalı oldu. MHP lideri Bahçeli ısrarcı oldu. Ardından karar alma oturumu birkaç kez ertelendi. CHP ve Yeni Yol grubu çekildi. Görüşme sonrası Meclis komisyonuna ve kamuoyuna sunulan özet metin de çokça tartışıldı. DEM Parti’nin komisyon üyeleri, bu metnin hazırlığında yer almadıklarını açıkladı ve şeffaf bir şekilde tüm görüşmenin yansıtılmasını talep ettiler. Hakeza muhalefet partileri de aynı talepte bulundu. Tüm bu süreci siz nasıl okuyorsunuz? Neden bu kadar krizli oldu? Bu konuda ne tür yanılgılı yaklaşımlar sergilendi?

Komisyona sunulan özet metin, kamuoyuna yansıdı. Aslında Gülistan Koçyiğit İmralı’da konuşulanların esasını basına aktarmıştı. Bu yönüyle tartışılan önemli konuları öğrenmiş olduk. Komisyon üç kişiydi. Herhalde her üyenin görüşmede önemli gördükleri farklı olmuş. Bu tür çatışma çözümlerinde tutanaklar tümden yayınlanıyor mu, bilemiyoruz. Önemli olan komisyon üyelerinin bilmesidir. Eğer diğer partilerin temsilcileri de gitselerdi konuşulan ve tartışılanların herhangi bir sırriyeti kalmazdı. Anlaşılıyor ki AKP ve MHP, diğer partilerin üye vermemesine böyle bir tepki göstermiş oldu.

Komisyona sunulan özet ve Gülistan Koçyiğit’in belirttikleri dışında da yansıtmalar oldu. Ancak bilinçli olarak çarpıtılarak yansıtıldığı görüldü. Örneğin, İmralı’da MHP ile ilgili bir darbe tartışması olmamış, Rêber Apo Kürt sorununun çözümsüzlüğü bir darbe zemini yaratır biçiminde bazı uyarılar yapmış. Ancak Rêber Apo’nun bu yönlü değerlendirmeleri bilinçli olarak çarpıtılmıştır. Anlaşılıyor ki, İmralı’da konuşulanlar bazıları tarafından ilişkilerine yansıtılmış. Bu konuda AKP çevrelerine yönelik kuşku belirtenler oldu.

DEVAM EDECEK…

PaylaşTweetGönderPaylaşGönderTara
Önceki yazı

PJAK: Halkın Direnişi Demokratik Birlikle Başarıya Ulaşacak

Sonraki Yazı

YRD Gazeteci-Yazar Hüseyin Aykol İçin Başsağlığı Mesajı Yayımladı

Sonraki Yazı
YRD Gazeteci-Yazar Hüseyin Aykol İçin Başsağlığı Mesajı Yayımladı

YRD Gazeteci-Yazar Hüseyin Aykol İçin Başsağlığı Mesajı Yayımladı

Genç Kadın – 2025 Panorama

Genç Kadın - 2025 Panorama

Manşet

  • Münster’de CDU Parti Merkezi Önünde Gençlerden Tiyatro Gösterisi
  • KJK: Rojava ve İran’da Soykırıma Karşı Halkların Direnişi Tarih Yazıyor
  • Berlin’de Gençler Rojava Saldırılarını Protesto Etti
  • Lozan Antlaşması’nın imzalandığı binaya Rojavayı Savunun yazılı pankart asıldı
  • Fankfurt’ta Rojava ya Yönelik Saldırılar Protesto Edildi
  • Kerkük’lü Genç Rojava Direnişinde Şehadete Ulaştı
  • Wan’da Yurtsever Gençlerden Rojava İçin Eylem
  • “Rojava Direnişi’nden Kesitler”

En Çok Okunanlar

  • Rojava İle Dayanışmaya Gelen Enternasyonal Gençler Gözaltına Alındı

    Rojava İle Dayanışmaya Gelen Enternasyonal Gençler Gözaltına Alındı

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Bern’de Rojava Nöbet eylemi gençler ve Kurdistanlılar öncülüğünde devam ediyor

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Tevgera Ciwanên Şoreşger Şehit Karker ve Şehit Brûsk’u Andı

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • YPJ, Şehit Komutan Sîdar Efrîn’in Kimliğini Açıkladı

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Yurtsever Genç Kadınlar Öncülüğünde Gever’de Rojava Eylemi

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Enternasyonalist Gençler Sınır Dışı Edildi

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • TekoJIN, Ögrenciler ve YUNA’dan Rojava Üzerine Seminer

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Êzidî Gençlerden Rojava İçin “ROJPERESTIM” Şiiri

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • QSD, 10 Şehidin Kimliğini Açıkladı

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
  • Stuttgart’ta Devrimci Gençlik Rojava için Alanlardaydı

    0 paylaşımlar
    Paylaş 0 Tweet 0
Şimdi Oynatılan
Nûçe Ciwan

Copyright © Nûçe Ciwan 2018. Tüm hakları saklıdır.

Bizi Takip Edin

  • Telegram
  • Whatsapp
  • Twitter
  • YouTube

Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Dil
    • Kurmancî
    • Türkçe
  • Anasayfa
  • Haberler
    • Kurdistan
      • Bakur
      • Başûr
      • Rojava
      • Rojhilat
    • Ortadoğu
    • Avrupa
    • Dünya Çapında
  • Derinlik
    • Analiz
    • Röportajlar
    • Açıklamalar
  • Gençlik
    • Öğrenci
    • Enternasyonal
    • Eylemler
    • Werin Cenga Azadiyê
  • Önemli Başlıklar
    • Önder Apo
    • Şehitler Anısına
    • Devrimci Halk Savaşı
    • Kimyasal silahlar
  • Özel
  • Tüm Haberler

Copyright © Nûçe Ciwan 2018. Tüm hakları saklıdır.